Puan vermedi·256 syf.··
2024 6. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Eylül 2024 00:20
Az önce tarih atıp altını çizdiğim satırlara ufak bir göz gezdirdikten sonra elimden bıraktığım bu kitap hakkında belki özet mahiyetinde değil ama duygu seli uyarınca birkaç kelam edeceğim. Uzun Zaman olmuştu Sabahattin Ali okumayalı. Sanırım en son Canım Aliye Ruhum Filiz’le yazarın hayatının muhtevasına göz gezdirmiş, sevdiğim bir yazarın romanlarına ve hikayelerine ek olarak mektup türündeki eseriyle tanışmak hoşuma gitmiş, Ali’nin eşine ve kızına yazdığı, ruhunuzu esareti altına alıp yüzünüzde nerden geldiğini anlamadığınız mütebessim bir ifade peydah eden mektupları sindire sindire okumuştum. Araya epey vakit girdi, yıllar sonra bugün, okumaya muktedir olamadığım tek romanı olan İçimizdeki Şeytan’ı bitirmiş bulunmaktayım. Başlarken pek bir beklentiye sahip değildim, yalnızca eser için seçilen isimden dolayı içerisinde psikolojik tahliller barındırdığını ve bu sebepledir ki beni bayacağını ve reading slumpa falan gireceğimi tahayyül etmiştim. Yani erteledikçe ertelemiştim bu kitapla müşerref olmayı, fakat çok yersiz bir önyargıymış bu bendeki. Roman oldukça akıcıydı; okuyucuyu tesirine alan cinsten birtakım vakıa, diyalog ve bolca monolog etrafında şekillendiyordu. Olay örgüsü, başlıca üç karakter üzerinde akmaktaydı: Ömer, Macide ve Bedri. Karaketerleri analize çok girmek istemiyorum, fakat şunu söyleyebilirim, bu üçlü bizleri derinden sarsmak gayesiyle bu kitabın içinde vücud bulmuş. Yazar, ustaca kalemini konuşturarak, insanı, insanı insan yapan değerleri, kendini bulma ve yüzleşme aşamalarını, aşk adı altında tanımlanan çoğu iddianın insanı bazen kendisinden uzaklaştırdığını ve yeri geldiğinde kopmasını bilmek gerektiğini, koparken yaşanılan acı hissiyatları, aslında insanın ancak kendisinin çözebileceği buhranların devasını başkasından talep ettiğinde yaşanacak düş kırıklığı ve bunun sonucunda davranışlara yansayacak hırçınlığın sebebini kavrayamayıp, çare talep ettiğin kişiden gitgide uzaklaşmanın getirdiği yıkımı… Bu anlamsız gibi görünen sözler, Ömer’in her bocalayıp hata yaptığında ileri sürdüğü, kendi içinde beliren ve ruhunu içten içe yiyip bitiren bir şeytanın varlığında birleşiyor. Kitapta beni en etkileyen kısım ise tam olarak bu içimizdeki şeytan meselesinin açıklığa kavuşturulduğu nokta: “Ne gayem, ne düşüncem vardı. Zekâm bütün kuvvetini, içinde bulunduğu âna sarf ediyordu. Yerinde bir cevap, keskin bir nükte bütün hakikatlere bedeldi. Böyle günübirlik bir fikir hayatının tabii bir neticesi olarak tezatlara, manasızlıklara, hatta edepsizliklere düşüyordum. İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu ne söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… içimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Temebellik var…. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey, hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var… Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle, kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.” “Tamamıyla değişeceğim… Muhakkak… Fakat ne zaman? Senelerce süren bir mücadeleden sonra mı? Yoksa hiç muvaffak olamayarak bu manasız varlığı taşımakta devam mj edeceğim?” “İnsan bütün bu pislikleri ancak yalnız başına ve dövüne dövüne, didine didine üstünden atabilir… Ama yalnız başına… Kimseye bir şey sıçratmadan…” “Ben zekâyı radyum gibi bitip tükenme bir cevher sanıyordum… Onun insan eliyle yetişip gelişen bir şey olduğunu düşünmüyordum… Adam olmak değil, enteresan olmak; bir şey yapmak değil, bir şey yapanlara istihfafla bakacak bir yere çıkmak istiyordum… Halbuki bugün sonsuz zaman ve mesafenin içinde ben neyim? Bir solucandan, bir ayrık kökünden daha ehemmiyetsiz, daha sebepsiz, daha lüzumsuz bir mahlukum…” Kürk Mantolu Madonna’yı ya da Kuyucaklı Yusuf’u okumam üzerinden epey zaman geçti, okurken hangi duyguları yaşadığım, neler hissettiğim şu an zihnimde yer etmiyor. Fakat hatrımda kalan duygu kırıntılarına dayanarak romanlar arasında, şu mukayeseyi yapabilirim. Baş köşede -henüz tesiri geçmeyen- İçimizdeki Şeytan, sonra Kuyucaklı Yusuf, sonuncu olarak Kürk Mantolu Madonna.
Edebiyat & Roman
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,9bin okunma
·
254 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.