Hakan Günday'ın pek çok kitabını okudum. Hepsinden de çeşitli derinliklerde etkilendim, yaralandım ve hepsi de çeşitli derecelerde ufkumu genişletmiştir.
Ancak bu çok başkaydı. Kendinde mi öyleydi yoksa ben mi doğru zamanda okudum, bilmiyorum. Belki de yurdumuz yüzeyde, yeraltı edebiyatının kendine has deliliğine kendini eşitlemiş ve yer yer bu deliliği aşmış olduğundan kurgunun bir çok kısmında isimli soy isimli örnekler gözümde canlandı.
Kitabın içeriğine hiç değinmeyeceğim. Yeraltı karakterleri çoğu zaman zeki kimseler olup Sartre'cı anlamda Bulantı kitabındaki Anny karakterine ithafen "yetkin anlar" deneyimine yakın olan kimselerdir. Bu yetkin anlar tarifi olmayan bir zevk ya da deriye kazınacak cinsten bir dehşet şeklinde zuhur edebilir. Yeraltı okuyucusu da rutin hayatında bu yetkin anları arayan, edebi zevklerinde de bu yetkin anlarla temasta bulunmaya çalışan bir okuyucudur.
Yeraltı edebiyatı bir anlamda bataklık edebiyatı da sayılabilir. Bizi bataklıkta gezdirir ve yer yer nilüferlere de alan açar. Kitaptaki iki Derda karakteri de bu nilüferlerdendirler. Ruh öylesine bir şeydir ki bedenle ilişkisi ele alındığında ruhun fiziken bedenin altı/yeraltıdır. Ya da çeşitli mitolojilerde ya da semavi dinler ele alındığında hayatın kendisini genel anlamda bir "düşüş" olarak ele alırsak, yaşam dediğimiz şey de Eden'in altında bir yeraltı platformu.
Hayatın içinde ortaya çıkan nilüferler de ruhtan bedene ya da yaşamdan maneviye taşmakta olan bir kahkaha, bir gülümseme, bir öpücük ya da anlayış ve anlaşılma hissi şeklinde zuhur edebilir.
Yaşamı ve anlamı sürdürürken gerek argüman gerekse deliliklerimize her zaman bir zemin bulmak zorundayız. Bu zemin hem argümanın temeli anlamındadır hem de argümanların sunulduğu atmosfer anlamında.
Hakan Günday bu kitabında yukarıda zırvalamış olduğum her şeyi öyle bir ustalıkla harmanlamış ki, "yerin altını üstüne getirmek," deyimini tam anlamıyla yerine getirmiş. Sayfaları çevirdikçe kalbiniz sıkışacak, satır aralarında içiniz rahatlayacak ama bu rahatlamanın tadına asla varamayacaksınız. Ruhunuz bedeninizden taşacak, bedeniniz bükülüp sıkışarak ruh denilen kara delik içinde kaybolacak.
Bu kitabı okurken cennetten defalarca düşeceksiniz.
Artık cennete yeniden yükselmek diye bir şey söz konusu değil. Artık yaşam/beden denilen bataklığın içindeyiz. Umabileceğimiz en iyi şey bir nilüfer olarak açmaktır.
Yeraltının ve bu kitabın en güzel özelliklerinden biriyse, okuduğunuzda belki de anladığınız benimkine taban tabana zıt olacaktır.
Bu kitabı mutlaka okuyun dostlarım. Az