Gönderi

Puan vermedi·261 syf.··
2023 6. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2023 13:12
Üniversitedeki Karşılaştırmalı Edebiyat dersime ait, daha çok karakter analizine alıntılarla ulaşmaya çalıştığım bir incelemedir. Dilerim beğenilir… Başlamadan önce sineklerin tanrısı ile sembolize edilen domuz kafasının aslında canavar sanılan şeye Jack tarafından adak olarak dikildiğini ve sineklerin de üşüşmesiyle birlikte sunulmakta olan domuz kafası kanaatimce çocukların içlerindeki kötü duyguların kaynağını sembolize ettiğini düşündüğümü, bunun üzerinden gittiğimi belirtmek isterim. ‘Kötülük insanın içinde doğuştan mı var olur yoksa yaşantıların, çevrenin etkisiyle sonradan mı yer bulur?’ işte Simon ve Sineklerin Tanrısının arasında geçen konuşmanın ham maddesi bence buradan gelmektedir. Bunu ise Sineklerin Tanrısının şu ifadesi destekler niteliktedir: ‘Sen biliyordun değil mi? Sizlerin bir parçası olduğumu biliyordun? Sizlere öyle yakın, öyle yakın, öyle yakınım ki! Her şeyin bozuk gitmesinin nedeniyim ben...’. Yani adanın düzenini bozmakla, vahşi iç güdüleriyle eleştirilen Jack’in içinde bulunduğu o karanlığı (vahşetin aslında kendisinin olduğunu) ifade etmekte. Sineklerin Tanrısının bir başka ifadesi ise canavarın –ki bence Sineklerin Tanrısı aslolan canavar- esasen avlanıp öldürülemeyecek oluşu idi. Buradan da şunu çıkarabiliyoruz ki canavar çocukların içlerinde besledikleri kötü ve vahşi duyguların ta kendisidir. Bunu Jack ve tayfasının yüzlerini boyamalarında da görebiliriz. Çünkü onlar da aslında yüzlerini boyayarak kendi benliklerini, vahşiliklerini gizleme, üstünü örtme gibi bir gaye edinmişlerdi ve bu da bir sembol haline gelmişti. Fakat bu durumda şu soru akla geliyor: Peki çocukların hepsi mi içinde kötülüğü, Sineklerin Tanrısını barındırıyor? Aralarında masum, saf, iyi niyetli çocuklar da buna dahil mi? İşte burası tam da bir kritik nokta yani bu vahşet, kötülük, cahiliyet doğuştan mı yahut yaşananların, içinde bulunulan durumun mu bir sonucudur? Şahsım hala bu soruya net olarak bir cevap verememekle birlikte, bir yanım hep saflığın ancak ve ancak dış güçlerle, yaşantıyla bozguna uğratıldığı yönünde, ki kitabı okurken de edindiğim izlenimlerin sebebi bu yanım olsa gerek diye düşünmekteyim. Buna verebileceğim en güzel örnek şudur: Simon’ın ölümü sonrasında Ralph ve Domuzcuk’un arasında geçen konuşmada aslında öldürülenin Simon olduğu fakat o anki durumda buna engel olamadıkları hatta bu vahşete katıldıkları tarzında izlenimler verilmişti. Bizim aslında çok iyi ve saf olarak nitelendirdiğimiz Ralph ve Domuzcuk içlerinde bulundukları bu durum karşısında benliklerini kaybedip kalplerini karartmışlar mıydı? Simon karakteri iyiliğin, gerçekliğin, anlayışın, yardımseverliğin, insaniyetin, ermişliğin ve de manevi gücün simgesidir. Diğer bir yandan Simon karakteri aslında canavara inanmamaktadır. Fakat Sineklerin Tanrısının söylemine göre çocuklar Simon’ı kafadan çatlak sanıyorlardı. Gerçek hayatta da maalesef ki saygın, kendine has, yararlı kimseler toplum tarafında hor görülmektedir hatta ‘deli’ olarak dahi nitelendirilmektedirler. Bunun sebebi ise medeni düşünceden, akıl ve bilimden uzaklaşan toplumlar veya kişiler at gözlüğünden dünyaya bakarlar ve sadece kendi gerçekliklerini, kendi renklerini görürler bu sebepledir ki aksini düşünen, iddia eden kişilere ya ithamlarda bulunurlar ya da onları cezalandırırlar. Simon ile Sineklerin Tanrısının konuşmasından bu düşünceme örnek teşkil edecek bir ifade de şudur: ‘Seni istemiyorlar. Anladın mı? Biz eğleneceğiz bu adada! Onun için bir haltlar çevirmeye kalkma, benim zavallı yolunu şaşırmış çocuğum, yoksa...’. Bu ifadede de görüyoruz ki tıpkı gerçek yaşantımızda geri kalmış toplumların aydın, bilgin kesimi susturmaya çalıştığı, bu insanların toplumu aydınlatmasına engel olduğu gibi Sineklerin Tanrısı da Simon’a engel olmakta onu kendi varlığına tehdit olarak görmektedir. Çünkü Simon susturulduğunda çocukların içlerindeki o kötü duygular rahatlıkla ortaya çıkabilecek ve hatta çocukları ele geçirebilecektir. Üstteki sözde yer alan eğlenmekten kasıt tam da budur. Ek olarak Simon’ın toplantıda diyecek bir şeylerinin olması fakat toplantıda konuşmaktan çekinmesi de bu duruma güzel bir örnek olarak verilebilir. Çünkü bu tip bilgin kişiler toplumda dışlandıkları vakit kendi kabuklarına çekilip toplum tarafından yargılanma korkusuyla çekimser kimliğe bürünebilmektedirler. Kitapta çocuklar öldürdükleri domuzun başını canavara adak olarak sunmaktadır. Bu durum özellikle Jack için olumludur çünkü Jack zaman içerisinde –ki kitabın son sahnelerinde şahit olduğumuz üzere- iki zıt duygu olan korku ve güven duygularını harmanlayarak kendi vahşiliğini, iktidarlığını ve hatta diktatörlüğünü meşrulaştırmıştır. Diğer bir yandan Sineklerin Tanrısı, Simon’a ‘Sen biliyordun değil mi?..’ ifadesi ile Simon karakterinin peygamber özelliğine atıfta bulunmaktadır. Çünkü Simon birçok şeyi öngörmektedir. Simon sahip olduğu tüm bu özelliklerle birlikte çıkmaza girildiğinde bir öncü sıfatına bürünmektedir. Buna kitaptan örnek verecek olursak: Ralph harita çizme fikrini öne attığında kağıtları olmadığı için umutsuzluğa kapıldığı esnada Simon’ın ağaç kabuklarını öne atmış ve bu durum için bir çözüm bulmuştur. Simon’ın sahip olduğu bu özellikleri destekleyici bir başka ifade ise Simon tasvir edilirken yüzünün ışık saçtığının vurgulanmasıdır. Simon karakterini bir başka açıdan değerlendirecek olursak da: Domuzcuk’un gözlüğünü bulmasından yola çıkarak Simon’ın gerçekçi kişiliğinden bahsedebilir, bilimin, gerçeğin sembolü olduğunu söyleyebiliriz. Simon’ın başka bir özelliği ise yardımsever oluşudur. Buna da örnek olarak kendi yiyeceği eti Domuzcuk ile paylaşmasını verebiliriz. Kimse Domuzcuk’u umursamazken Simon onunla yiyeceğini paylaşarak sahip olduğu iyi karakteri ön plana çıkarmıştır. Kitapta yer alan başka bir ifade ise şöyle: ‘Simon’ın burnunda bir damar çatlayıp kan fışkırınca bile, sinekler ona ilişmediler; dişi domuzun lezzetini daha tatlı buldular.’ Canavara adak olarak dikilen domuzun başına sineklerin üşüştüğünü ve bu başın aslında canavarın kendisi olduğunu ve de çocukların içlerindeki kötülüğün simgesi olduğunu düşünürsek; Simon’a sineklerin gelmemesini bu noktada iyi bir durum olarak değerlendirebiliriz çünkü sinekler kokan, pis şeylere giderler. Simon’a gitmemeleri ise yine Simon’ın iyi, saf yanını temsil etmektedir. Jack ve tayfasının bir sloganları vardır ve bu slogan içlerinde yer alan vahşetin sözlü sembolüdür. Simon’ın öldüğü kısımda, Ralph ve Domuzcuk da dahil olmak üzere çocuklar hep birlikte ‘Canavarı gebert! Gırtlağını kes! Kanını dök!’ sloganını atıyorlardı. Ve böylece Simon’ın ölüm sahnesi gerçekleşiyordu. Buradan da anlıyoruz ki en iyi karakterler dahi içinde bulundukları ortamın etkisiyle bir vahşiye dönüşebiliyor, olmadığı bir ruha, bedene bürünebiliyor... İncelememi manidar bir alıntı ile tamamlamak isterim: "İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir." İçimizdeki Şeytan Sabahattin Ali
1000Kitap
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma
·
301 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Tebrikler Tuğçe hocam çok güzel inceleme yazmışsınız
Tuğçe
Gönderi Sahibi
Teşekkür ediyorum Erhan hocam ☺️