Evet efendim uzuun zamandır inceleme yazmayan ben Şanzelize Düğün Salonu ile karşınızdayım :) açıkçası Tarık Tufan ın kalemiyle tanışmam çok değil sadece bir kaç ay öncesine dayanıyor. Düşerken i okurken de bittiğinde de aynı şeyler kafamda günlerce dönüp durmustu. Hani okurken o kitapta kendinize en yakın karakteri seçersiniz de ya da yakın hissederseniz ya da en basiti o konuya en yakın tanık sizmişsiniz gibi bir his olur ya bazen, işte bu kitabı okurken de aynı duygular esir aldı beni.
Spoiler vermem gerekirse, kahramanımızın dilinden okuyoruz tüm kitabı. Babası şeyh olan kahramanımız dinin gerektirdiği koşullarda yetişmiş bir çocuk. Ta ki aşık olana kadar. Aslında ilk etapta güzel hislerle başlayan ve okuyucuya geçen hisler, sonrasında takıntı halinde seyrediyor. Aşkı uğruna tüm inandıklarından, kendinden, vicdanından , her şeyden vazgeciyor.Aşk tabi ki çok güzel bir duygu ama karşılıklı olduğu sürece anlamlı. Kahramanımızın kitap boyunca değişimi ve yaşadığı duygu karmaşası özenle işlenmiş, duygular okuyucuya geçiyor. Yani hatta öyle geçiyor ki ben artık Eda'dan geçtim onu seven ve kitap boyu adı geçmeyen 'kahramanımıza' sinir olmaya başladım. Herkes sever sevebilir özgürdür ama seni sevmeyen, sevemeyen, sevmek istemeyen, sadece sana müşgül durumunda ulaşan insana da kusura bakma ama böyle deli divane de olmazsın hadi ordan dersin yani :D çok sinirliyim çok :p Bazı kitapların sonları beni gerçekten çok üzüyor. Böyle bitmemeli diyorum bazen. Bu kitapta da bu oldu. Kitapta en sevdiğim karakter Baki Semih'ti. Ruhu manevi duygularla yoğrulmuş ve ona özenmemek özenmemem mümkün değildi . Ben aşk ve sevgi konusunda fazla eski kafalıyım açıkçası ve bu tarafımı da fazla seviyorum.
Velhasıl bu aylar da diğer okuduğum aynı kalemin kitapları Kekeme Çocuklar KorosuDüşerkenÂşıklara Yer YokKaybolan isimli eserleri de gerçekten kitaplığınız da yer alması gereken eserlerdendi. Ben çok sevdim hepsini ayrı ayrı .. Beni bu özel yazarla tanıştıran kişiye de burdan teşekkürlerimi sunuyorum