Türk edebiyatının, Çehov tarzı kesit-durum öykücülüğü alanında en önemli ismidir Sait Faik Abasıyanık. Öykülerinde hayatın, yaşamın bir parçasını işlemiştir. Kendi döneminde, dünya edebiyatında yükselen ve sıkça kullanılmaya başlanan psikanaliz yöntemini eserlerinde işlemeye çalışmış, bu yönüyle de Türk edebiyatına yeni bir soluk kazandırmıştır.
Öncelikle "öykünün" ne olduğunu edebiyatseverlerin iyice kavraması gerekir. Çünkü edebiyat alanında uzman olmayan okurların öykünün tanımı hakkında pek bilgi sahibi olmadığı görüşündeyim. En kısa ve kaba tabirle, yaşamın bir parçasının alınıp kısaca anlatıldığı (durum-kesit-Çehov tarzı) ya da bir olayın serim-düğüm-çözüm yapısıyla anlatıldığı (olay-Maupassant tarzı) hikâyelerdir. Bir öykü kitabında bir, iki veya daha fazla bağımsız öykü bulunabilir.
Gelelim Semaver kitabımıza. Elimdeki baskıda kitap iki bölümden oluşmakta. İlk kısımdaki öyküler S. F. A'nın kahramanlar üzerinden yer yer toplumsal mesajlar verdiği, bazen de sanatsal bir kaygıyla mesaj verme amacı gütmeden kahramanının yaşamında bir parçayı resim, tablo anlatır gibi anlattığı öyküler yer alıyor. İkinci kısımda ise yazarımızın hayatından kesitlerin yer aldığı, hatırat tadında öykülere rastlıyoruz.
Kitabın sonunda Haldun Taner'in, 1983 yılında yazarımız hakkında yazdığı "Sevimli Bir Aylak" başlıklı yazısıyla karşılaşıyoruz. Bu yazıda geçen bazı görüşler bizlere Sait Faik'in Türk edebiyatındaki önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Yazıda geçen şu alıntıları eklemeden yapamayacağım:
- İnsan sevgisi dolu, doğa sevgisi dolu bir yüreği vardı. Neye baksa bu sevgi ile ısınıyor, ışıklanıyordu. Biz ancak o el attıktan sonradır ki, en önemsiz görünen insanların ve şeylerin zevkine eriştik. (sf. 138)
- Bakın öleli yirmi yıl olmuş. Ne var ki, hikâyelerinin her biri dün yazılmış gibi diri ve canlı. (sf. 138) Semaver