Korkudan başım dönüyordu.
Dedim ki: "Usta bu duyduklarım ne?
Acıya yenik düşen bu insanlar kim?"
Dedi ki: "Bu rezil durumdakiler
kötülük de, iyilik de yapmadan
yaşamış olanların ruhu.
Tanrı'ya başkaldırmayan
ama yanında yer almayıp, yansız kalan
kötü meleklerle birlikteler.
Kitapta yirmi dokuz tane polisiye öykü bulunuyor. Hemen bütün öykülerin konusu cinayet. Emekli gemi telsizcisi Rıza Bey’in eşi vefat edince emeklilik hayalleri de rafa kalkıyor. Eşiyle birlikte yapacakları geziler, tatiller, planlanmış etkinlikler doğal olarak iptal olunca, Rıza Bey de epeydir aklında bulunan polisiye öyküleri yazmaya başlıyor. Konuların birçoğu birbirinden bağımsız olsa da Rıza Bey’in süregiden yaşantısında meydana geliyor.
Bu özelliği bakımından kitabı bir romana benzetebiliriz.
Kamu kurum ve kuruluşlarının işleyişindeki aksaklıklar gibi toplumsal sorunlara değinen, ülke insanının miras, borçlanma ve avantadan para kazanma gibi maddi sorunlarına yer veren konulara yer verilmesi bakımından, dönemin sosyo-ekonomik durumu hakkında fikir sahibi olabileceğimiz bir eser. Bütün bunların yanında cinayet çözümlemelerinin ancak bir öykü uzunluğu kadar sürmesi, cinayetlerin hızla çözülmek zorunda oluşu bir noktadan sonra okuyucuyu sıksa da bir çırpıda okunabilecek bir kitap.
Kitabın özet cümlesi olarak addettiğim bir alıntıyı paylaşarak incelemeye son vermek istiyorum:
“Rıza Bey, son cümlenin noktasını koyduktan sonra, ayrıntılarına girildiğinde koskoca roman olacak konuları böylesine çenterek kısaltıvermenin hafif bir hüznünü duydu içinde…” (sf. 254)