biraz da nostalji
7/10
·525 syf.··
2024 4. kitabı
·
990 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2024 10:36
Küçükken kuzenlerimle oturur annem ve teyzemlere gençlik yıllarını anlattırırdık. Hem onların gençlikleri hem anneannemin sokağında oturan diğer herkesin o yıllarına dair bir şeyler duymak hoşumuza gider ve ilgimizi çekerdi. Sanki o zaman insanlar daha samimiymiş, ilişkiler daha gerçekçiymiş gibi gelirdi. Bazen de babam anlatır eski İstanbul’u, şimdi bir beton yığını haline gelen yerlerin o zamanlar boş olduğunu söyler; falanca yerde açık hava sineması varmış falanca yer boş arsaymış, çocuklar top oynarmış, bizim evimiz de dahil evler bahçeliymiş, karşı komşunun bahçesi çok özenli ve güzelmiş gibi. ‘’Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek’’ de o keyifle dinlediğimiz anlatımlar gibi bir kitap. 90’larda doğmuş ve çocukluğu 2000’lerde geçmiş biri olan benim dahi yetiştiğim ve doğru böyle bir şey vardı dediğim şeyleri de kitapta okudum. Önce biraz kendi çocukluğumdan bahsetmek istiyorum, böyle bir kitaba böyle bir inceleme yazmak istiyorum. İlkokul birinci sınıfı bitirdiğimde babam bana karne hediyesi olarak walkman yani kasetçalar almıştı. Bir sabah uyanmış ve başucumda bulmuştum, nasıl mutlu olmuştum. Kardeşime de sadece radyo çalanını almışlar, o küçük diye. :) Kasetin ön yüzü bitince arka yüzünü çeviriyordum. Kasetin ortasındaki deliği çevirince de şarkılar ilerletebiliyorduk, tabi sadece eğlenmek için çevirenler de oluyordu. Tabletlerimiz yoktu ama tetrislerimiz vardı. Adı tetristi ama içinde yılan oyunu bile vardı. Sanal bebeklerimiz vardı, ben pek umursamazdım ama kuzenlerim geceye alarm kurup kalkıp sanal bebeklerini beslerlerdi. Atarilerimiz vardı, Mario’nun prensesi kurtarmasını sağlamaya çalışırdık. Annem çok güzel oynardı. Sürekli bir prensesi kurtartırdık ama ben değilim diyip dururdu. Bir de atarilerin tabancası olurdu, benim gibi evin içinde köpekmiş gibi peşinizden sürüklerseniz tabi ki bozulurdu ve bir daha ördek oyununu oynayamazdınız. Anaokulundan çıkıp eve geldiğimde televizyonun başına geçip Teletabileri izlerdim. Sabrina’yı çok severdim. Tabi bir de Pokemon vardı. Cipslerin içinden Pokemon tasoları çıkardı, onları biriktirirdik. Pikaçu tasom vardı, en değerlisi oydu benim için. Haftasonu sabah Kanal D çizgi film kuşağı vardı: ‘’Eğer uslu bir çocuk olursanız belki siz de bir gün Şirinleri görebilirsiniz.’’ Taş Devri ve Şirinler en sevdiklerimdi, bir de Jetgiller vardı Taş Devri’nin tersine. :) Hatta Winx’e bile yetiştim ben, dergisini dahi almışlığım var. :) Annem ya da babam kardeşimle beni sinemaya götürürlerdi, şimdi Şişli’deki Pera Güzel Sanatlar Lisesi’nin olduğu yer benim çocukluğumda sinemaydı. Sinemadan çıkınca da hamburger yemeye gider ve gittiğimiz animasyonun oyuncağını da alırdık böylece. Bazen de filmden önce hamburger yerdik ve filmde hangi karakterin daha ön planda olduğunu bilmeden oyuncağımızı aldığımız için hayıflanırdık. O zamanlar kaliteli oyuncak verirdi çocuk menüleri. İlk gittiğim sinema filmi de Harry Potter ve Felsefe Taşı olmuştu. Meybuzlar vardı, annemler yememize izin vermezdi. Kuzenimle gizlice gidip on tane kadar yemeye çalışmıştık, sonra da midemiz bulanmıştı tabi. Leblebi tozları bizim zamanımızda da az da olsa vardı, ama boğaza kaçıyor diye yine annemlerin tasvip etmediği şeylerdi. Bir de para çikolatalar vardı. :) Okullarda mektup yollama ödevleri olurdu. Bir gün bir ödev için kar temalı bir kartpostal alıp anneanneme mektup yazmış, bütün adres bilgilerini eksiksiz doldurmuştum. Ama o mektubu anneanneme hiç gönderemedim. Kuzenimle iki kez filan mektuplaşmıştık, ama mektuplarımızı postacı değil şehirlerarası yolculuk yapmak durumunda kalmış olan ebeveynlerimiz taşımıştı. Çok heyecanlıydı yazılanları okumak, bir de kitap hediye yollamıştı. :) Miço dergisi vardı 2000’lerde, hatırlar mısınız? Soğuk espriler sayfası olurdu. Çirkin esprilerdi ama okuması keyifliydi. Ben almazdım ama bir gün kuzenim kendi Miço dergisi koleksiyonunu bana vermişti. E-kitap olarak sayfa 468’de diyor ki ‘’ 70’lerde yüz binlerce mektup yazıldı. Bu mektupların büyük çoğunluğunda hitaptan sonra, “Mektubuma başlamadan evvel, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim” cümlesi geldi, sonra “büyükler ve küçükler parantezi”, “Kardeşim Nurten nasıl, dayım Hamdi nasıl, yengem Nuriye nasıl, amcam İhsan, amcamın oğlu Erkan ve Ersin, kızı Elif nasıllar, iyiler mi? Karnelerini aldılar mı? Zayıfları var mı? Hamiyet halam iyileşti mi?” gibi bir yığın cümle ile açılıyor, bunu “beni soracak olursanız hamdolsun iyiyim” cümlesi izliyordu.’’ Dedemin mektuplarını okumuştum ve tam olarak böyleydi. Dedem altı kızının da halini hatrını tek tek sormuş ve selam göndermişti. Bu kadar konuştuktan sonra kitaba gelirsem kitap da bölüm bölüm benim anlattıklarımın 70’ler ve 80’ler versiyonunu anlatıyor. Hayatın hemen hemen her anına değinilmiş; iletişim yolları, aşk ilişkileri, düğünler, cenazeler, okul hayatı, kıyafetler, reklamlar günlük ilişkiler gibi. Bazı kısımların biraz sıkıcı olduğunu söylemem gerek, çünkü bazı şeyler günümüzde de değişmedi. Örneğin, düğün ve kız isteme merasimlerinin uzun anlatılması beni kitaptan kopardı. Bu merasimler günümüzde de hemen hemen aynı. Bunun gibi olan birkaç bölüm vardı. Keşke bazı şeylerin yalnızca günümüzden farklı yaşanan kısımları anlatılsaymış. Kitapla beraber Seksenler dizisini de izlerseniz anlatılanlar daha da oturmuş oluyor. Yani eş zamanlı okuma ve izleme yapılabilir. Eğer benim gibi o dönemleri merak ediyor, o zamanı da hissetmek istiyorsanız kitabı okuyabilirsiniz. Keyifli okumalar dilerim.
Edebiyat
Bir Maniniz Yoksa Annemler Size GelecekAyfer Tunç · Can Yayınları · 20212,489 okunma
·
125 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.