Neeee! Naşit Nefi Efendi’nin ölen karısı cadı olup, evlendiği kadınlara musallat mı olmaya başlamış?
Bu böyle kulağa çok saçma geldi, durun! Hemen açıklıyorum. Hüseyin Rahmi Gürpınar, "Cadı" romanında mizahi ve eleştirel bakış açısını yansıtarak toplumun batıl inançlarını, hurafelerini ve cehaletini ele almış. Yoksa; ölen, hortlayan hele hele cadı olan kimse yok ortada.
Gürpınar’ın romanında; Kocası öldükten sonra bir çocuğu ile dayısının evinde yaşamaya başlayan Fikriye’nin, yengesinin ısrarı ile yeniden evlenmeye zorlanması ile başlıyor olaylar. Çöpçatan bir kadının bulduğu; maaşı yerinde, daha önce bir kaç evlilik yapmış yapmış Naşit Efendi ise yengenin gözünde Fahriye için biçilmiş bir hint kumaşı.
İşte olaylar tam da burada başlıyor. Fikriye gönülsüz de olsa evlenmek üzereyken eve gelen eski aile dostu, yengenin tüm hevesini kursağında bırakıyor adete. Naşit Efendi ile ilgili bütün dedikoduları Fikriye’ye anlatıyor. Dedikodulara göre; Naşit Efendi’nin vefat eden ilk karısı Binnaz cadı olmuş ve kocasının evlendiği kadınları öldürmek için mezardan çıkarak eve gelirmiş.
Okurken o kadar keyif aldım ki, roman okuyucuyu düşündürürken aynı zamanda güldürmeyi de ihmal etmiyor. Romanda en çok keyif aldığım noktalardan biri ise deyim ve atasözlerinede yer verilerek okuyucunun dikkatinin çekilmesi.
Gürpınar, dönemin toplumsal yapısını mizahi anlatımı ile eserin daha kolay okunmasını ve anlaşılmasını sağlıyor. Düşünsenize o dönemden bu döneme batıl inançlar ve cehalet konusunda iyi yönde değişen bir şey olmamış. Romanda eleştirilen sadece batıl inançlar değil; kadın-erkek ilişkileri, evlilikte bireylerin sorumlulukları, aile hayatı gibi konulara da sık sık rastlıyorsunuz. Romandaki eleştirilen konular bugün bile geçerliliğini koruyor.