Selam yıldızlarım! Bugün çok merak ettiğim ve severek okuduğum “49. Şafak” kitabıyla geldim. Hem ilk hem de son sayfasının hissettirdikleri bambaşka güzellikte bir kitaptı. Okurken içinizdeki o kurtun ayaklanacağına emin olabilirsiniz.
Kitap daha ilk sayfalardan “ben ne okuyacağım” dedirtecektir hepinize. Umay’ın yaşadıkları ve hissettikleri, kendini bir anda içinde bulduğu durum… Bunları hiçbirinizin beklemeyeceğine eminim. En başta da benim gibi askeri kurgu düşüncesiyle başlayanlara, distopik kitap olması şok etkisi yaratacaktır. Hele reenkarnasyon ve paralel evren olayları da işin içine girince ‘nE’ diyeceğiniz kesin. Kitap yakın bir gelecekte geçiyor ama evren çok başka bir noktaya evrilmiş bir halde. Asıl olaysa Umay’ın, 2030’daki yeri diyebiliriz. Zaten kitaptan en net alacağınız şeylerden birisi Umay’ın da içinde var olan vatan sevgisi ve görev bağlılığı. Geçmişte ne kadar kibirli olsa da şu anki Umay ondan uzakta bir karaktere sahip. Bunu anlamamak imkansız olur. Atilla ile olan durumu da bunu destekler nitelikte. Atilla, cidden bayıldığım bir karakter oldu. İnsana, “sevgi, her şeyden daha üsttedir” sözünü yeniden hatırlatır cinsteydi. Kitap ilerledikçe kitap daha keyifli bir hal aldı. Sona yaklaştıkça ise olaylara eklenen gerçekler beni bir şok etti. Fakat beni ciddi manada şoke eden olay, son sayfalarda yazanlardı. Bu kadar geçmişin, bu kadar kökenin bunca zamana yayılımı…
Kitabın son sayfaları sizi alacak ve ilk sayfalarında olduğunuz yere sürükleyecek.
Türk damalarınızın kaynayacağı, bazı şeylerin ihtimalini görmenin bile size farklı hissettireceği, paralel evren teorisine farklı ve mitolojik açıdan bakmanın keyif vereceği bir kitap okuyacaksınız. Bence tadı damağınızda kalacak.
Dipnot: Umay’ın yerinde olmak istediğim bir sahne var, okuyunca hepiniz anlayacaksınız A. Almira Mergen