Romana Sinan ve Cem adlı iki karakterle başlamak istiyorum. Cem'in annesi Müjgan, Müjgan'ın babası Kahraman. Kahraman, Almanya'ya çalışmaya gitmiş biri. İlk zamanlar yemeklerini beğenmiyor, bir abiye danışıyor. O da “ben bir Almana söyleyeceğim, onun gösterdiğini al” diyor. Alman, köpek maması gösteriyor. Tabi Kahraman’ın bundan haberi yok. Daha sonra haberi oluyor. O gün bugündür Almanlardan nefret ediyor. Cem zor bir çocukluk dönemi geçiriyor. Bir dönem dedesinin yanında kaldığı için milliyetçi biri olarak yetişiyor, aynı zamanda Alman düşmanı. Cem, sürekli Almanlara okulda zorbalık yapıyor. Tabi şikayet etmekten bıkan Alman müdür, Cem’i okuldan atıyor ve zihinsel engelliler okuluna yönlendiriyor. Cem, annesiyle Almanca konuşmadığı ve inat ettiği için yemek yemekten kesiliyor, hastaneye kaldırılıyor. Annesinin üzgün olduğunu görünce Almanca konuşmaya başlıyor ve büyük bir değişim gerçekleşiyor. Zihinsel engelliler okulundan normal okula gidiyor ve daha sonrasında okul hayatında başarılı olan Cem, iyi bir üniversite kazanıyor. Tabi bu gelişmeleri Alman federal ekip takip ediyor. Cem’in yanına gidiyorlar ve onu federal polis olarak yetiştirmek istiyorlar.
Kahraman’ın bir arkadaşı var, Davut. Davut’un oğlu Sinan. Davut, köylü ve cahil biri. Babası Koca Musto. Davut’un kardeşleri Almanya’ya gitmiş, kendilerini geliştirmiş kişiler. Davut da Almanya’ya gitmek istiyor, kendini sığıntı gibi hissediyor. İlk kardeşlerine söylediğinde onunla dalga geçiyorlar. En son jandarmaya gidip komutana soruyor ve bir yolunu bulup Almanya’ya gidiyor. Kahraman’la fabrikada tanışıyorlar. Davut, çocuklarını yanına alıyor, Almanya’da yaşıyorlar. Bir dönem Sinan, Türkiye’de okumak istediğini söylüyor, babası onu destekliyor. İstanbul’da dershaneye yazılıyor, üniversite sınavına çalışıyor.
Romanın 100. sayfalarında olay örgüsü iyice karmaşıklaşıyor. Sinan’ın arkadaşı olan birçok karakter romana giriyor. Sinan, matematik mühendisliğini kazanıyor. Bir arkadaş grubuyla ev tutuyorlar. Bu sırada Sinan’ın arkadaşlarından oldukça kaypak olan Sami var. Yine Sinan’ın arkadaşı olan Burhan var. Burhan’ın paraya ihtiyacı oluyor, Sami’ye gidiyor. Sami, hırsızlık ve çete konusunda çok uzmanlaşmış biri. Burhan’ı Alman gey grubuna vurgun atmak için ikna ediyor. Polonyalı ve İtalyan çetelerle olay yerine gidiyorlar, planları hazır. Ancak plan istendiği gibi gitmiyor. Burhan’a hunharca tecavüz ediyorlar, hastaneye kaldırılıyor. En son yaşadıklarına dayanamayıp intihar ediyor. Sami Almanya’dan deport ediliyor, İstanbul’a arkadaşı Sinan’ın yanına yüzsüzlükle gidiyor.
Sinan’ın kimya öğretmeni Umur Hoca var. Umur Hoca, kimya konusunda oldukça iyi biri. İmkan olsa atomu parçalayacak birisi. Ancak Türkiye şartlarında hak ettiği değeri göremiyor. Onun arkadaşı Tanıl var. Umur’a çok kıskanan biri. Umur, Tanıl’a iyi niyetinden çok yardım etmiş, bu sayede Tanıl doçentliğe kadar yükselmiş. Ama Umur olduğu yerde saymaya devam ediyor. Umur’un hocası zamanında yaptığı çalışmaları notere tasdik ettirmesini söylemiş. Umur bunu yapmış, ileride Tanıl’la ters düşeceklerdir.
Sinan, üniversiteden sonra askerliğini yapmak istiyor. Tabi bu sırada Sinan’ın sevdiği kız Nazlı’nın ailesinin evine neonazi gruplar tarafından saldırı olmuş, yanarak can vermişlerdi. Sinan bunun intikamını almak istemiş ve neonazi grupların peşine düşmüştü. Saldırıyı yapan grubu bulur ve gruptaki zayıf halkanın üzerine yoğunlaşır. Onu manipüle ederek “arkadaşların seni öldürecek” der. Tabi grubu çok iyi tanıyan Sinan, grubun her açığını biliyordu. Bu zayıf halka, Sinan’ın anlattıkları karşısında gerçekten onu çok iyi tanıyan biri olduğuna kanaat getirir ve ona inanır. Daha sonra arkadaşlarından intikam almak ister. Saldırı yapmadan önce toplandıkları harabe bir yer vardı, oraya önceden gider ve benzin döker. Arkadaşları gelir, içer, sarhoş olur. Bu sırada orayı ateşe verir, arkadaşlarını öldürür. En son sabah çok içtiği için eve gider, başı çok ağrıyordur. En son çok fazla ilaç içip ölür.
Yeni karakter dahil olur, ismi Erol. Erol biyoloji alanında çok iyi biri. Hocası emekli olur, yerine gelen yeni kişiyle anlaşamaz ve kavga eder. Tabi üniversite kapıları kapanır, o da öğretmen olmaya karar verir. Bu sırada askerlik, Sinan ve Erol’un yolunu kesiştirir. İkisi de yedek subay olarak askerlik vazifelerini icra ederler, operasyonlara çıkarlar. Bir gün Erol topuğundan vurulur ve hastaneye kaldırılır. Sinan, timle beraber pusuya çıkar. Ancak pusuya giderken pusuya düşerler. Siper alacak bir yer bulamayan Sinan, bir yerden yuvarlanır ve sonra bayılır. Uyandığında bir mağara vardır. Mağaranın içinde finansal işlemler gerçekleştirilen büyük bir veri merkezi vardır. Bu merkez, örgütün finansal olarak işlem yaptığı yerdir. Deli paralar dönüyordur. Sinan, dışarıdan müdahale edebilmek için makinelere müdahale eder, istediği kıvama getirir. Sonra üsse geri döner.
Sami, İstanbul’da örgütün uyuşturucu trafiğini yönetiyordur. Birçok olay yaşanmıştır. Gurbetçi aileler tespit edilip araçlarına çarpılıyor, sonra “biz yaparız, tamirhanemiz var” bahanesiyle araçları tamirhaneye çekip uyuşturucu yerleştiriyorlardır. Almanya’da ise araçları çalıp malı indirip aracı tekrar eski yerlerine koyuyorlardır. Sinan, askerliğini bitirince Erol’un yattığı hastaneye döner. Erol’un nişanlısı, sırf topuğundan vurulduğu ve sakat kalma ihtimali olduğu için onu terk etmiştir. Erol, Sinan’a dert yanar. Sinan, her zamanki iyi niyetli tavrıyla “Atlatacaksın, inşallah” der.
Almanya’dan örgüte gübre gönderilecektir. Tabi bu gübre oldukça fazladır. Alıcı adresi Ürdün’de küçük bir atölyedir. Ortadoğu yardım paketi adı altında bu gübreler patlayıcı maddeye çevrilip Türkiye’ye karşı kullanılacaktır. Almanya’yı yok edecek büyüklükte bir patlayıcı hammaddesi gemilerle parça parça gönderilmiştir. Bu sırada Sinan, mağarada gördüğü sisteme bakmaya başlar. Yüklü miktarda para transferlerini görür. Bu transfer Almanya'dan alınan gübre için gerçekleşiyordu. Yazılım geliştirmeye başlar. Ancak işin içinden kalkamaz. Aklına üniversitedeki arkadaşı Can gelir. Can, uçak mühendisidir, matematiği çok iyidir. Can, işsizlikle boğuşuyordur. Havalimanında bir iş bulmuş, yine onun gibi işsizlikle boğuşan bir arkadaşı Can’ı aramış, feryat figan etmiştir: “İntihar edeceğim!” Can, haline acımış ve kendisinin gitmesi gereken iş görüşmesine arkadaşını göndermiştir. Gelgit zaman, hastaneye yatırılır. Can’ın tedavisi bitmiştir. Ancak hastane, borç yüzünden Can’ı rehin tutar. Can, arkadaşını arar. Arkadaşı gelir. Tabi arkadaşına borcunu senetle vereceğini görünce Can çok sinirlenir ve parasını fırlatıp arkadaşını kovar, hastane senetini imzalar.
Tabi Can bir şekilde Çin’e gitmiştir. Sinan onu aradığında Çin’de olduğunu öğrenir. Direkt onun yanına gider ve örgütün finans merkezi olarak kullandığı makinelerden ve büyük miktarda gerçekleşen para transferlerinden bahseder. Dolandırıcılık yazılımını, gerekli matematiksel formülü beraber hazırlarlar ve işlemi başlatırlar. Kısaca değinmek gerekirse ada ülkelerinin ve birçok ülkenin kimlik bilgilerini çalarak adlarına sanal hesaplar açarlar. Parayı dünya genelinde dolaştırıp izlerini kaybettirmektir amaçları. Daha sonra Çinli kartellerle anlaşırlar, parayı aklarlar, Çin'den yük gemisine ticaret için mal alırlar. Her şey görünürde legal ve devlet kaydındadır. Daha sonra Türkiye'ye dönerler. Ceme yapılan bu dolandırıcılığın araştırılması istenir. Almanya'dan Ürdün'e, Ürdün'den örgüte kadar gider araştırmalarını yapar. Herkes dolandırıcılığın örgüt içinden birisinin yaptığı kanaatindedir; hatta Amerika'ya muhbirlik yapan örgüt elemanından yüklü miktarda para çıkması ile onun yaptığına kanaat getirirler. Cem bu sırada başka bir örgüt mensubundan Sami'yi öğrenir.
Sinan ve Can şirket kurarlar; bir fabrikada vardır. Sinan'ın aklına kimya hocası Umur Hoca gelir, acaba şimdi ne yapıyordur? İzini sürer ve onu bulur. Umur Hoca ile Tanıl davalık olmuşlardır. Umur artık derslere daha giremez bir hale gelmiştir. Tanıl, Umur sayesinde yükseldikçe yükselmiştir; tabii bir diğer etken babasıdır. Babasının torpili vardır, hiçbir yetkinliği yoktur. Tanıl'ın en son Umur'a yaptığı mobbingler, Umur'u çileden çıkarmıştır. Noter tasdikli çalışmaları ile mahkemeye gitmiş, Tanıl'dan şikayetçi olmuştur. Sinan, hocasıyla görüşmek ister; zaten işsiz olan hocasını ikna edip kurdukları fabrikaya getirirler.
Bu zaman zarfında Erol yılmamış, antrenmanlar yapmış, doktorlara yalvarmış, ameliyat olmuş ve düzelmiştir. Erol da Sinan'ın fabrikasına gelir; orada Erol ve Umur Hoca çok iyi anlaşır. Piyasaya organik boya ürünü sürerler, işleri baya tutar. Örgüt, Akgün Tugayına saldırmak için harekete geçer. Eski astsubay olan Rüstem, ülkesine ihanet etmiş ve örgüt saflarına geçmiştir. Ordudan edindiği bilgileri kullanarak örgüt içerisinde iyice yükselmiştir. Yaklaşık 600 kişilik bir ekiple ağır makineli adamlarla beraber yavaş yavaş farklı taktiklerle Hakkâri sınırının içine girmeye başlamışlardır. Tabii örgüt içerisinde Türk istihbaratçılar vardır, bu hain saldırıyı bildirirler. Rüstem ava giderken av olmuştur.
Sami, her zamanki yüzsüzlüğü ile Sinan'ın kapısını çalar; Sinan, Sami'yi kovmaktan beter eder. En son kavgalı ayrılmışlardı. Örgütün izlediği temel taktik şuydu: "Ben Malatyalıyım" diyelim; Malatya'da Kürtler var. Türk kökenli olsam bile veya Arap kökenli olsam, örgüt Kürt olduğuma inandırıyor ve kendi saflarında onların tabiri ile; Foşik Tece'ye(!) :))) karşı saldırtmayı hedefliyordu. Tabii Sami deşifre olmuştu; örgüt deşifre olduğunu öğrenince infaz emrini vermişti. Ensesine sıkmışlar ve Sami ölmüştü. Bu uyuşturucu soruşturması için Cem Türkiye'ye gelmiş, Sinan ve ekibini gözaltına almışlardı. Türk polisleri sorgulamıştı; Sami ile ilgili bağlantılı olan herkesi sorguluyorlardı. En son Cem, Alman devleti adına girdi sorgulamak için; belki Türklüğünü unutmuştu Avrupa'nın hümanist palavraları...
Bir tek bu sözde hümanist yaklaşımdan Türkler dışlanıyor, barbar pis insanlar olarak görülüyorlardı. Halbuki barbarları önlerine sürüp Papaya diz çöktüren asıl Aryan ırk olması gereken Türkler. Bu benim kendi eleştirim; ırkçı değilim, her milletin bir özelliği var. İngilizler strateji konusunda üstün, Çinliler mucit, Almanlar mühendis; Türkler de savaşçı. Milletimizin bu özelliği ile övünmeyelim de ne ile övünelim? Almanlar mühendisleri ile övünüyor; bizim de hakkımız kendi milletimizin savaşçı kimliği ile övünmesi.
Her neyse, Sinan Cem'e Türklüğünü hatırlatmıştı; Cem hızlıca sorgu odasını terk etti. Ardından Alman polisler girdi; Sinan'a "barbar pislik" diyerek Alman usulü giriştiler, ağzını yüzünü dağıttılar. Tabii sadece Sinan bu durumdan nasibini almamıştı; Sami'yi tanımayan Umur Hoca, Erol ve Can da bu durumdan nasibini almıştı. Bu yaptıkları yanlarına kalmamalıydı. Bu sebepten ötürü faşist ırkçı Avrupa siyasi partilerine, neonazi gruplarına karşı sitelerine hack girişiminde bulundular. "Mamma li Turchi" yani "Anneciğim Türkler" şeklinde siteleri hackliyor; hatta daha da ileri gidip sitelere giren diğer kullanıcıların bilgisayarları da hackleniyordu. Monitör fişe takılıyken hep aynı yazı: "Mamma li Turchi."...
Kısaca bu romandan şunu anladım: "Değil arkadaşına, babana bile güvenmeyeceksin." Tabi iyi babalar istisna. Koca Musto, malları hep küçük kardeşine verdi; Davut’un hanımına zulüm etti. Tabi ele güne muhtaç düştü Davut’un hanımı, yani Sinan’ın annesi, Koca Musto’ya baktı.
Sami, kısa yoldan zengin olma pahasına arkadaşının intihar etmesine sebep oldu. En son hak ettiği şekilde ensesine sıkılarak öldürüldü. Umur, Tanıl’a iyi niyetle tez çalışmalarında yardım etti, kendi yazdıklarını verdi. Tanıl, kısa sürede yükseldi; hatta Umur’a mobbing yapmaya başladı. Yine aynı şekilde hak ettiği gibi öldü.
Can, aç kalma pahasına arkadaşına çalışmak için iş başvurusunda bulunduğu yere arkadaşını yönlendirdi. Arkadaşı ne yaptı? Hastanede rehin durumda olan Can’a yardım eli uzatmak yerine senet kesmeye çalıştı. Belki bu dünyada hak ettiğini bulmaz insanlar ama eğer inanıyorsanız, öbür tarafta zebaniler hak edene hak ettiği şekilde davranacak. Vesselam.
II. AttilaKamuran Tümay Yıldız