Kadınların hayatına, bireysel olarak kadınlardan önce toplumun karar vermesi, toplumun tepki göstermesi bin yıl geçse de anlayamayacağım bir durum... Bu bir dünyaya at gözlüğüyle bakmak, bu cahilliğin vücut bulmuş ve hatta yetinmeyip katil olmuş hali! Yüzyıllardır süren ve sonu olduğunu bildiğimiz bu acımasız hayatta kadınlar bu kadar ne yapmış olabilir size? Ne yaptı bu kadınlar size? Vücuduna, giyimine, makyajına, seksiliğine, evliliğine, evlenmeden birlikte yaşamasına, hamile kalışına, yaşadığı aşkına, gece geç saatte dışarıda olmasına, önemli kariyer atılımlarına, toplumda önemli bir kanaat önderi olmalarına... Her şeyine karışılıyor kadınların günümüzde yaşadığımız bu boğucu ülkede! Cehaletten boğum boğum boğuluyoruz! Ülke toplumu, sanki görünmez bir elle kadınların boğazına sarılmış durumda; ülkedeki cahillik, ülkedeki okumamışlık, ülkedeki toksik erillik maalesef bu görünmez el aracılığıyla kadınların canını almaya devam ediyor. O görünmez el başarılı olmadı mı hemen cehalet zincirlerini, namus prangalarını, tahrik kelepçesini devreye sokuyoruz. Toplumumuzun sadece hayatını özgürce yaşamak isteyen kadınlardan alacağı bitmiyor. Ses çıkarmayarak da daha büyük katliamların önünü açıyorsunuz. İşte tüm bunlar, içimden çıkmaya zorladı beni Annie Ernaux'un "Olay" adlı kitabını bitirdiğimde... Kitabında kendi yaşadığı acı bir olayı odağına alan Ernaux, 60 yıldır insanlığın kadınlara bakışında ne yazık ki bir değişiklik olmadığını dramatik bir şekilde kanıtlıyor.
Kitabını ilk yazıldığı zamanlarda "Kürtaj" adıyla yayımlamaya çalışan Nobel Ödüllü yazarımız, toplumsal baskılar nedeniyle eserinin yeni adını "Olay" olarak belirlemek zorunda kalıyor. 1960'lı yılların Fransa'sı eserde gözler önüne seriliyor. Toplumsal bir norm olarak kürtaja bir suç olarak bakılıyor. Yani yukarıda belirttiğim gibi, kadınların hayatına kadınlardan önce toplum karar veriyor anlamsızca ve ahlaksızca! Annie Ernaux, toplumun bakış açısının röntgenini çekiyor ve bu olayın gelecekte dönüştürülmesi ve değişebilmesi için kaleme alıyor. Yaşadıklarını olduğu gibi anlatıyor, sansürlemiyor. Yalın, açık ve oldukça cesur bir üslup kullanıyor. Eser, teknik özellikleriyle günlük formatında yazılıyor. Otobiyografik bir özellik taşıyor. Kürtajın kelime olarak söylenmesinin bile yasak olduğu, bebek aldıranlara kötü gözle bakıldığı bu siyasal düzende bir kadının yaşadığı çaresizliği, yalnızlığı ve hüznü çarpıcı cümlelerle okuyucuya aktarıyor Ernaux... Kendi hikayesini anlatıyor, evet; ama tüm kadınların sesi oluyor. Kadınların çığlığı oluyor. Kalemiyle her şeye "Yeter!" demek istiyor.
1963 yılının Fransa'sına konuk oluyoruz. Ernaux, o sırada Rouen'de okuyan 23 yaşında başarılı bir üniversite öğrencisidir. Gayet doğal bir şekilde her genç kadın gibi tutkuları, arzuları vardır. Bu arzusuna Bordeaux'da P. ile karşılık verir. Haftalar sonra, uzun süre adet görmemesinin üzerine hamile olduğunu öğrenir. Dünyası başına yıkılır, hayatı tamamen değişmek üzeredir. Üstelik toplum ve ailesi, genç kadını başarısız olarak yaftalayacaktır. Tüm korku ve endişeleriyle birlikte hamileliğine bir çözüm aramaya başlar. Hamileliğini tamamen gizler, tanıdığı tanımadığı herkesten çaresizce yardım ister. Hamileliğini sonlandırmalıdır. Çıkış yolunu Paris'te, illegal yollarla kürtaj yapan bir kadında bulur. Bu umutla hemen işlemi yaptırır. İçindeki cenin daha da canlanmadan kadınla tanışır ve dediklerini yapar. Sonrasındaki şanssızlığıyla da önemli bir tehlike atlatır.