Uzun bir aradan sonra tekrar psikolojik olarak (Sartre’den sonra ancak toparlandım:p) okuyup anlamlandırmaya çalıştığım bir diğer kitap.
Jean Louis Fournier’in yazdığı bu eser melankoli ağırlıklı gelse de anlatımındaki sadelik ve akıcılık oldukça hoşuma gitti. “Yalnızsan tamamen kendine aitsin” alıntısı bence kitabın özeti niteliğinde olabilir. Yazar bu durumdan oldukça memnun olduğunu belirtse de sonraki sayfalarda Sartrenin “Cehennem başkalarıdır” sözünü alaya aldığını aslında tek başına bir apartman dairesinde yaşamanın asıl cehennem olduğunu belirtmiş. Kitabı bitirdiğimde bende kendimi yazar gibi çelişkili bir durumun içerisinde bulmuş olabilirim. Bir insanın boşluğunu ne çevresindeki başka insanlar ne bir evcil hayvan ne de bir eşya dolduramıyor. Evet yerini doldurmaya çalışabilecek kadar değer verdiğimiz insanlar yoksa eğer hayatımızda, o zaman yalnızlık bizim içindir. Son zamanlarda değerli insanlar kolay kolay bulunmadığından (bulunsa dahi ölüm denen bir gerçek çıkıveriyor karşısına) tek yalnız ben değilim diyor yazar. Hayatında yeri doldurulamayacak olan karısı vefat ettikten sonra yalnızlığa mahkum etmiş kendini. Bazen bu durumun daha iyi olduğunu düşünse de yaşlılığıyla birlikte aslında sevgi gibi duyguların eksikliğini derinden hissetmiş.
Yazar beni sürekli yaşından dolayı yaşadığı yalnızlığı ve hüznü anlattıkça üzdü fakat her şeyde olduğu gibi yalnızlık isteğinin de bir dozu olması gerektiği ve hayatımızda değer verilebilecek birilerini bulduğumuzda onlara sıkı sıkı sarılmamız ve yalnız hissetmemelerini sağlamamız gerektiği düşüncesini aşıladı. Yalnız olabiliriz ama yalnız kalmamalıyız. Hayata bakış açımızın da aslında yalnızlık düşüncesiyle bağlantısına değinmesi güzeldi.
Her okurun kitabı okuduğunda, her bölümünde farklı anlamlar çıkartabileceği çok yönlü bir kitabın en kısa şekilde bende bıraktığı etkilerdi bunlar.
Okumak için iyi seçim fakat özellikle duygusal açıdan güçlü olunmadığı durumlarda okunmaması çok daha iyi.
Jean-Louis FournierTek Yalnız Ben Değilim