Çalıkuşu Atatürk için Neden Önemliydi?
7/10
·544 syf.··
2021 44. kitabı
Cumhuriyetimizin 101. yılına özel Atatürk’ün en sevdiği kitaplardan biri olan Çalıkuşu romanından söz etmek istiyorum. Bu zamana kadar hakkında pek çok şey yazılan bu kitabı farklı bir açıdan ele almaya çalışacağım. Nasıl mı? Bildiğiniz gibi Mustafa Kemal Atatürk bu kitabı yanında taşırdı, rastgele bir sayfasını açıp okurdu, çevresinin de okumasını salık verirdi. Tabii ki bunun çok önemli bir sebebi vardı: Öncelikle bu roman Millî Mücadele zamanında yazılmıştı. Reşat Nuri Güntekin , Anadolu’yu, Anadolu’da yaşanan sorunları -kendisinin de öğretmen olması nedeniyle- sefaleti gözler önüne sermiş; merkezine bir kadın eğitimci olarak ideallerini gerçekleştirme arzusunun verdiği motivasyonla karşılaştığı tüm engelleri bertaraf eden öğretmen Feride’yi koymuş, toplumun kadına olan bakış açısını kendince anlatmış, eğitimsiz bir toplumun; kültürden, ilimden, edebiyattan uzak kalacağını anlatmak istemişti. Yani kavuşamayan iki âşığın hikâyesi olarak bu eseri ele alırsak yanlış bir bakış açısıyla okumuş oluruz. Çalıkuşu’nu şu şekilde ele almalıyız: bir yanda gururu incinen Feride ile diğer yanda idealist bir öğretmen olan Feride’nin yaşadıkları ve aklındaki gelgitler. Bu ikilik eserin bir aşk romanı gibi okunmasının önündeki engeli kaldırdığı gibi, anlatılmak istenen bazı sorunların da daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Bunlardan bazıları; eğitim ve öğretim sorunsalı, Anadolu’nun yoksulluğu, geri kalmışlığı, kadına olan bakış açısı, zihniyet problemleri, kadınların çalışma hayatındaki sıkıntılarıdır. Bunun yanı sıra bir öğretmenin yaşadıkları üzerinden dönemin eğitim sorunlarını da yansıttığı için önemlidir. Tabii ki tüm bu saydığım şeyler eleştirilerimin olmadığı anlamına gelmiyor. Bu yüzden önce eserde anlatılan sorunların neden havada kaldığını, daha sonra ise Atatürk’ün bu kitabı neden sevdiğini anlatmaya çalışacağım. İlk olarak Feride’nin nasıl biri olduğunu ile başlayalım: Feride, küçüklüğünden beri mevcut kurallara uymayan, yaramaz, hazırcevap, şakacı, söz dinlemeyen, başına buyruk biridir. Bu yüzden yanında kaldığı akrabalarıyla sorunlar yaşamaktadır. Annesiz babasız büyüyen küçük Feride, o dönemin toplum kurallarının dışına çıkmayan aile bireylerinin onayıyla ve ne yazık ki kendisinin başka bir erkeği tanıma fırsatı olmaması nedeniyle “küçük yaşta kuzeni Kâmran’a âşık” olmuştur. Onunla evlenmeye karar verir. Bir kız çocuğunun küçük yaşta akrabası ile evlendirilmesi bugün bile hepimizi derinden yaralayan bir konudur. Ancak o yılları düşündüğümüzde Feride’nin başka bir şansı yok gibi görünmektedir. Kitaptaki bir diğer sorun da aldatılma meselesidir. Çalıkuşu’nda anlatılan dönem, bir kadının “boşanma isteğini” dile getirmesinin dahi söz konusu olmadığı bir dönemdir. Ancak Feride; nişanlıyken aldatıldığını öğrenir, o dönemde birçok kadının yapamadığını yapar ve kendine bir şans yaratır. Aldatıldığını duyduğunda bunu gururuna yediremez ve öğretmenlik yapmaya karar verir. Feride’nin çıkış noktası kalp acısı olsa da Anadolu’da kaldığı süre boyunca elinden geleni yapar. Fakat onca çileye rağmen Feride, kitabın sonunda Kâmran’ın onu aldatmasının nedenlerini dinledikten sonra onunla barışır ve ne yazık ki Anadolu’ya gittiği için pişmanlığını dile getirir. Yani Feride gururu incindiği ve Kâmran’dan çok uzaklarda yaşamak istediği için öğretmenliği can simidi olarak kullanır. Bu açıdan baktığımızda “idealist kadın öğretmen” personası onun amacı değil, aracı konumuna düşmektedir. Tabii işler bunlarla bitmez. “El âlem ne der,” diye kendisinden yaşlı bir adamla kâğıt üzerinde evlilik yaptığı Hayrullah Bey, Kâmran’a; Feride’nin “tertemiz” bir kız olduğunu mektup yazarak bildirir, onu bu konuda ikna etmek ister. Kadınlar açısından oldukça aşağılayıcı bir durum dersek yanlış olmaz. Bu yüzden eserde duygusal bir aşk hikâyesinin anlatıldığını düşünmek talihsizlik olur. Bunun yerine yazarın o dönemin sorunlarını dile getirdiğini; ancak bir çözüm sunmadığını söylemek daha doğru olacaktır. Tüm bunların yanı sıra Feride'nin Anadolu'da eğitimci bir kadın olarak sürekli sorun yaşadığını da unutmamalıyız. Anadolu’ya gittiğinde öğretmenlik yapabilmek için birçok kez yer değiştirmek zorunda kalır. Her seferinde ona genç ve güzel bir öğretmen olması nedeniyle kötü gözle bakılır, lakaplar takılır. Sürekli erkeklerin tahakkümü altında kalır. Psikolojik şiddete uğrar ve hep suçlanan taraf olur. Öyle ki adı temize çıksın diye Hayrullah Bey’le kâğıt üzerinde evlenmek ister. Bu sorunların dile getirilmesi iyi olsa da sadece “söylem” olarak kalması ve altının doldurulmaması nedeniyle tam olarak toplumdaki kadın sorununa ışık tutuyor demek oldukça yanlıştır. Ancak bir kez daha tekrar etmek isterim, toplumun eğitim sorunlarına birçok açıdan ışık tuttuğu su götürmez bir gerçektir. “Peki, tüm bunlardan sonra Atatürk neden bu kitabı sevmişti? Neden rastgele sayfalarını açar okurdu ve yanındaki herkesin de mutlaka okumasını isterdi?” İşte bu sorulara yanıt aramaya çalışalım. Feride okuldan mezun olduktan sonra; dönemin millî eğitim işlerine bakan ve Nezaret olarak bilinen kuruma başvurdu. Fakat istediği sonucu bir türlü alamamıştı. Atatürk için bu durum oldukça önemliydi diye düşünebiliriz. Çünkü Atatürk’ün çıkardığı Tevhidi Tedrisat Kanunu ile beraber, tüm eğitim kurumları tek bir çatı altında birleştirildi. Kız çocuklarının okumasının önü açıldı. Ama bu tek başına yeterli değildi elbette. Bir diğer sorun da seçme ve seçilme hakkıydı. Seçme ve Seçilme Hakkı’ndan önce romanda kadınların yaşadığı bazı sorunlara bir göz atalım. Romanda kadınların kocalarının eline bakması, evlenirken kimsenin onların rızasını almaması, çalışan kadınların baskı altında yaşamak zorunda oluşu, çocukların okula gönderilmemesi, okula gönderilenlerin birçoğunun sadece dinî eğitim alması gibi birçok hadise vardı. (Ayrıca burada önemli bir bilgi vermek isterim. Millî Eğitim Bakanlığının sitesinden rahatlıkla o dönemde kız çocuklarının okuma-yazma oranın, hatta bütün bir halkın okuma-yazma oranın ne kadar düşük olduğunu görebilirsiniz.) İşte tüm bu gidişattan rahatsız olan Atatürk seçme ve seçilme hakkından önce bazı yeniliklerin yapılmasını kabul etmişti. Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkı Verilmeden Önce Yapılan Düzenlemeler 1930 yılı itibarıyla birçok yasa çıkmış, böylece kadınların belediye seçimlerine katılmasının, muhtar olmasının, İhtiyar Meclisi’ne seçilmesinin önü açılmıştı. Ve en sonunda milletvekili olma ile Seçme ve Seçilme Hakkı 5 Aralık 1924 tarihinde Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan değişikliklerle tanındı. Soyadı Kanunu Kitapla paralellik kuran bir sonraki düzenleme ise Soyadı Kanunu’ydu. Çalıkuşu’nda Feride’yle geçen bir konuşmada Avrupa’da isimlerin sonuna baba adlarının eklendiğinden bahsedilmekteydi. Bunun üzerine Feride’ye de artık Feride Nizamettin olarak hitap edileceği söylenmişti. Atatürk de 2 Haziran 1934’te Soyadı Kanunu'nu kabul etti ve her aile kullanacağı ortak bir soyadı aldı. Cumhuriyet hepimize laik bir yaşam, birçok hak ve özgürlükler vermişti. Tabii ki Cumhuriyet ilan edilir edilmez hiçbir şey bir anda düzelmedi. Fakat düzelmesi için Halkevleri, Köy Enstitüleri açıldı; yasalarda düzenlemeler yapıldı, eğitim hakkı kız çocuklarına da verildi. Özellikle bu kadınlar için oldukça önemliydi. Örneğin; ilk kadın doktorumuz Safiye Ali, ülkemizde Tıp Fakültesinde kızlar okutulmadığı için kalbi kırık bir şekilde Almanya’ya gitmişti. Onu asıl üzen şey ise gayrimüslim kadınlara verilen hakkın Türk kadınına verilmemiş olmasıydı. Bu kitapta da öğretmen olarak görev yapan bir kadına toplumun ne gözle baktığı anlatılmak istenmiş; ancak toplum olarak kadını konumlandırdığımız noktaların altı çizilirken, eleştirel olarak herhangi bir şey söylenmediği gibi sorunlara ışık tutabilecek öneriler de getirilmemiştir. Belki de bu yüzden Atatürk eseri tekrar tekrar okumuş ve boşlukları kendisi doldurmuştur. Bu ülkede toplumsal cinsiyet eşitsizliği hâlâ kanayan bir yaradır. Ancak unutmayın, Cumhuriyet hepimizin ve Atatürk’ün dediği gibi “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben umudumu hiçbir zaman yitirmedim” 101. yılımız kutlu olsun!
Alıntı
ÇalıkuşuReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 2019123,4bin okunma
··
18,9bin Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Kaleminize ve emeğinize sağlık detaylı bir inceleme. Kitaba başlamadan bir gün önce incelemenizi okumuştum özellikle Atatürk’ün bu kitabı çok sevdiğini daha önce duymuştum ve bunun içinde ayrıca okumak istiyordum. Kitabı okumaya başladığımda sizin yazınızda aklıma geldi ve kitap bittiğinde daha emin olarak neden çok sevdiğine dair fikrimi yazmak istiyorum. Sizin yazdıklarınıza katılıyorum bunlar Atamız için değerli. Bence sevmesindeki en önemli etken Kuzeni Fikriye hanım ile olan duygusal bağı kitapta bire bir yaşamasıdır.
Hazel Güney
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim güzel değerlendirmeniz için.🌸 Fikriye Hanım aklıma gelmemişti. Başka bir bakış açısı oldu benim için🙏
Çok güzel açıklayıcı ve farklı bir bakış açısı ile kaleme alınmış. Emeğinize sağlık 👏
Hazel Güney
Gönderi Sahibi
Güzel yorumlarınızı için çok teşekkür ederim🌸
Ne güzel yazmışssınız kaleminize sağlık.
Hazel Güney
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim🙏