Puan vermedi·272 syf.··Beğendi
· “Sahip olduğumuz şeyler bizden uzun yaşayacak, sonunda biz onları bırakıp gideceğiz.”
Şubat 2003. Tüm dünyada Irak’ın işgaline karşı sokaklara dökülmüş insanlar. Henry Parowne, sinir cerrahı, yoğun çalışma temposunun ortasında kendisine vaha gibi görünen biricik Cumartesi ‘ni sakince geçirmenin derdinde. Amerika’nın Irak’a özgürlük falan götürmeyeceğinin farkında, ama işte, dünya böyle bir yer. Ona göre krizler hep vardı, savaşlar hep vardı, adaletsizlik hep vardı ve hep var olacak. Gücü elinde tutan meşruiyetini yaratmıştır, böyle gelmiş böyle gidecek. Hem her şey zamanla bir yolunu bulur nasılsa, bir denge kurulur. Hem nasılsa onun yaşadığı şehir kolay kolay tahrip olmaz, onun mahvolmasına kimse izin vermez. Irak işgal edilirken, dünyanın bir yerlerinde şiddet insanların yaşamını mahvederken, Henry Parowne, arabasına atlayıp Schubert’ın sesini yükseltebilir ve squash oynamaya gidebilir. Henry’ye hiçbirimiz kızamayız. Hepimiz tanırız çünkü bunu, ama az ama çok, tararız saçlarımızı, uzaktaki yangınlara sırtımız dönük.
İşbu, yolda geçireceği küçük bir trafik kazası akşamında tüm ailenin bir araya geleceği, huzurla geçmesi planlanan Cumartesi’ni mahveder. Trafik kazasını Irak’ın işgaliyle bir tutmaz yazar hayır, ama korunaklı sandığımız yaşamlarımızın zorbalıktan ve şiddetten azade olmadığını hatırlatır, ve şiddetin huzurlu Cumartesi’lerimizin içine sızacak kadar ince gözenekli olduğunu. İyi bir mesleğin, iyi bir gelirin, iyi bir yerde yaşamanın güvende olmaya yetmeyeceğini.
Yavaş akıyor, özellikle ilk yarısı, çok yavaş akıyor. Her ne kadar muhterem bir meseleye mürekkep damlatıyor olsa da, eğer ağır kanlı kitapları sevmiyorsanız, size hitap etmeyebilir. Ama benim için iyi bir tanışma oldu.
#ilknurözdemir çevirisi