Murakami'deki Agota Kristof Etkisi
Japonya’da doğduğum ve yetiştiğim için, Japon dilindeki sözcük ve dilbilgisi kalıplarıyla tıka basa doluydum, patlamanın eşiğine kadar gelmiştim; hayvanlarla tıka basa dolu bir ahır gibi. Düşünce ve duygularımı cümlelere dökmek üzere yokladığımda, o hayvanlar sürü halinde dolaşmaya başlıyor ve sistem çöküyordu. Yabancı bir dilde yazmak, tüm kısıtlamaları beraberinde getirmekle birlikte, bu engeli ortadan kaldırıyordu. Ayrıca duygu ve düşüncelerimi sınırlı sözcük ve dilbilgisi kalıplarıyla ifade edebildiğimi fark etmemi sağlamıştı, yeter ki onları etkili bir biçimde bir araya getirip yetkin bir tarzda birbirine bağlayayım. Sonunda, zor cümleler kurmaya gerek olmadığını öğrendim – insanları güzel cümlelerle etkilemeye çalışmama gerek yoktu. Çok sonraları, Agota Kristof adında bir yazar keşfettim; o da böyle bir etki yaratan harikulade romanlar yazmıştı. Kristof, Macar asıllıydı, 1956 yılında ülkesindeki ayaklanmadan kaçıp İsviçre’nin Neuchâtel şehrine gitmişti. Orada Fransızca öğrenmişti – ya da öğrenmek zorunda kalmıştı. Ve yabancı bir dilde yazarak yeni ve sadece kendine özgü bir tarz ortaya çıkarmıştı. Kısa cümlelere dayalı güçlü bir ritmi vardı yazdıklarının; sözcük seçimi dolambaçlı değil doğrudandı ve betimlemeleri tam yerinde, duygusal yükten muaftı. Romanları bir gizem örtüsü altında saklanıyordu, bu da yüzeyin altında önemli bir şeylerin olduğu izlenimini yaratıyordu. Onun eserleri ile ilk karşılaştığımdaki duygularımı ya da bir anlamda nostalji duygusunu hatırlıyorum. Tesadüfe bakın ki onun ilk romanı, Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü Yalan 1986 yılında, Rüzgarın Şarkısını Dinle ’den yedi yıl sonra basıldı. Yabancı bir dilde yazmanın tuhaf etkisini keşfettikten sonra, sadece kendime ait yaratıcı bir ritme gereksinim duydum ve Olivetti’yi yeniden dolaba kaldırdım. Bir kez daha kâğıt tomarları ile dolmakalemimi ortaya çıkardım. Sonra oturdum ve yazmış olduğum bölümü “çevirdim”, yani İngilizce yazdığım bölümü Japoncaya aktardım. “Aktarmak” daha uygun olmalı, çünkü bu doğrudan, sözcüğü sözcüğüne bir çeviri değildi. Bu süreçte kaçınılmaz olarak yeni bir Japonca tarzı ortaya çıktı. Bu tarz benimdi. Benim keşfettiğim bir tarzdı. Şimdi oldu, diye düşündüm. İşte böyle yazmalıyım. Saf berraklığın ortaya çıktığı an o andı işte, artık her şeyi açık seçik görebiliyordum.
Sayfa 159 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat
·
55 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.