Stefan Zweig ‘ı okumayı o kadar özlemişim ki… Artık benim içinadına bakmadan kaleminden kim olduğunu anlayacağım bir yazar oldu kendisi çünkü milyon tane kitabını keyifle okudum. Popüler kültürle birlikte popülerleşmesi ve hakkında çok şey bilmeyenlerin, asıl önemli olması gereken eserler yerine diğer eserleri ön plana çıkarmasına biraz sinir oluyordum.
Bu eserine de büyük beklentiyle başladım. Beğenmediğim eserleri de var yok değil ama bu eserden unutluydum.
Konusundan kısaca bahsedersem;
Kitabımız 4 hikayeden oluşuyor.
1)mürebbiye
İki küçük kıza mürebbiyelik yapan bir kadının evdeki genç bir öğrenci/akrabaya aşık olması, yasak ilişki yaşaması, hamile kalması ve bu durumların yarattığı dramatik aşk psikolojisinin küçük kızlar tarafından gözlenmesini anlatıyor. Kızlar aşkın korkutucu varlığıyla karşılaşıyor ve kötü bir şey/ üzücü bir şey olduğuna inanmakta güçlük çekiyorlar, mürebbiyelerinin psikolojisinin kötüleşmesine tanık oluyorlar ve yetişkinlerin yalancılığına , bir şeyler saklamalarına karşı insanların gerçek yüzlerini görüyorlar.
Bence çok güzel bir hikayeydi. Kitaptaki en güzel 2. ve en kısa hikaye olduğunu söyleyebilirim. Aşkı keşfeden küçük kızların psikolojileri çok güzel yansıtılmıştı. Yetişkinlerin gerçek yüzünü görmeleri ve yaşadığı şaşkınlık, duydukları öfke, aşkı beğenmemeleri, keşfetmeye çalışırken gizlice mürebbiyelerini, annelerini kapı kapı dinleyip o heyecanı yaşamaları beni çok etkiledi. En çok da mürebbiyelerine sahip çıkışları çok güzeldi. Onu üzmek istememeleri ve korumaya çalışmaları… hamileliği bile bilmeyen bu saf çocukların aşkı keşfedişi gerçekten çok güzel aktarılmıştı. Akıp gitti kısacık sayfalar.
2)Yaz Novellası
Tatil yerinde yaşlı bir adamın genç bir kıza sahte ve gizli aşk mektupları yollamasını, genç kızın saf duygularıyla oynamasını, kızın var olmayan birine karşı aşk heyecanına kapılmasını anlatıyor. Yaşlı kahramanımız bu oyunundan zevk almaya başlıyor. Genç kızın gitmesiyle oyunu bozulan bir çocuk gibi üzülüyor ve takıntı yapmaya başlıyor.
Yazarımız yaşlı adamın genç kıza olan psikolojisini (aslında aşka bakış açısını, aşk özlemini) çok güzel aktarmış. Yaşlı adam genç kıza aşık değil ancak aşk özlemiyle, o tatlı heyecan arayışına kapılma isteğiyle yapıyor bu oyunu. Kızdaki etkisini, kızın karakteri ve tavırlarındaki değişimleri gözlemlemeye aşık oluyor aslında. Bir insana dokunmuş olmak holuna gidiyor. Bu yaptıklarını da oraya tatile gelen bir adama anlatıyor.
Çok garip bir hikayeydi. Adamın amacını, duygularını tam anlayamasam da akıcı ilerleyen bir hikayeydi. Daha çok duygu betimlemesi yapılmasını isterdim ve daha çok anlayabilmeyi hikayeyi isterdim. Biraz fazla hızlı bitmiş gibi geldi bana. İçine tam giremedim olayların. Yine de aktarmak istediği mesaj ve genç kızın tavırlarındaki değişimlerin mükemmel aktarımıyla 3. Olarak en beğendiğim hikaye oldu diyebilirim.
3) Geç Ödenen Borç
Hayatının zor ve yorucu bir döneminden sonra doktor kocasının da isteğiyle dinlenmeye ufak bir kasabaya giden bir kadının, kasabada sakinlemeye çalıştığı sırada yaşlı bir adamın dikkatini çekmesiyle başlıyor hikayemiz. Bu yaşlı adam, dilenci konumunda, herkesin hor gördüğü ve ilgilenmediği, ezdiği biridir ama aslında ana kahramanımızın imkansız çocukluk aşkı olan, çocukluk kasabasındaki tiyatrocudur. O zamanlar arkadaşıyla hayranlık duyduğu, ölüp bittiği bu adamı bu halde görmek çok yaralar kahramanımızı ve geçmişte adamın ona yaptığı ufak bir iyiliği (kızın adının lekelenmesini önler) unutmayarak ona iyilik yapmak ister. Herkesin önünde onun saygınlığını arttıracak şekilde davranır ve insanların tepkisini değiştirir. Daha sonrasında eve döndüğünde yenilenmiş hisseder ve mutludur artık, çünkü başka bir insanı mutlu etmiştir.
Bence en güzel hikayeydi kitaptaki. O çocukluk hayranlığı, yaşlı adamı bulunduğu acınası durumdan kurtarma isteği, etrafındaki insanların aniden tavırlarının değişmesi… çok akıcı ve çok güzeldi. Benim de çocukluk zamanlarımda ünlülere (one direction fanıydım :) ) olan hayranlığımı hatırlattı. O hayranı olduğu insanın bir anda bu halini görmek çok üzücü bir şey olmalı diye düşündüm. Beni etkileyen bir hikayeydi. Aslında Zweig’a göre basit konulu ama güzel aktarılmıştı. En beğendiğim hikaye oldu.
4) Kadın Ve Yeryüzü
Bir adamın doğa ve kadınla kurduğu bağı anlatıyor diyebilirim bu hikaye için. Hikayemizde sıcak bir havadan bunalan adamın, duygularını abartarak aktarmasını ve uç noktada yaşamasıyla aynı duyguları paylaşan bir kızla karşılaşmasını okuyoruz. Ancak belki de paylaşmıyodur.. Kızdaki garipliği ve kızı çözme çabasını okuyoruz aslında. En son da doğa ve kızla bir benzerlik kuruluyor.
Ne anlattığını anlamadığım, karakterleri çözemediğim, verilen mesajı göremediğim ve betimlemeleriyle, fazla duygu yüklemeleriyle beni sıkan bir hikaye oldu. En uzun ama en beğenmediğim hikayeydi. Bence bu kitaba fazladan eklenmiş gibiydi. Aslında yazarımız bir şeyler anlatmaya çalışmış ve aslında anlasam/ bana geçse güzel olabilecekmiş gibi duruyordu ama asla anlayamadım, beğenemedim ve sıktı beni. Çok uzatılmış gibi geldi.
Genel olarak Zweig’in her eseri gibi akıcı, psikolojik betimlemelerle dolu, okunmaya değer bir kitaptı. Bence şana verilebilir özellikle 1. Ve 3. Hikaye için.