Puan vermedi·399 syf.····Okunma: 21 Kasım 2024 00:00 Kemal Tahir yine çok geç bulduğum yazarlardan. En son Yaşar Kemal için böyle hissetmiştim. Garip bir üslubu var. Yaşar Kemal'in gitmediği kadar ileri gidiyor bazı konularda. Zaten ikisinin çizgisi aynı değil. Demek istediğim okuyorum ama Yaşar Kemal'deki rahatlıkla değil çünkü çok fazla dokundurmaları var. Üç beş kitabını okumakla tanıyorum diyemeyeceğim için de şöyledir böyle de diyemiyorum. Ama kıyas için değilse de örneğin Yaşar Kemal insanları Allah'ı yanlış tasavvur ettiklerine değinir genelde, Kemal Tahir'in ise gerçekten Allah'la bir problemi var sanki. Okuduğum tüm yazarlar vatan millet aşığı değil Allah peygamber aşığı değil biliyorum. Zaten benim rahatsız olduğum şey iki yüzlülük. Yoksa herkesin hesabı kendine. Daha önce esir şehir üçlemesini okudum Kemal Tahir'den, oradan anladığım en azından vatan millet sevgisinin bedelini ödemiş birisi olduydu. Bu kitapta bu biraz daha ileriye taşındı araştırma yapmadım ama anladığım kadarıyla yine bu kitap Kemal Tahir'in kendi hapishane anılarından oluşuyor. Kişiler kurguda olabilir gerçekte. Açıkçası benim için fark etmiyor. Yalnız ilk defa olarak hapishane hakkında yazılmış bir kitabı bu kadar nezih buldum. Bu ifade biraz farklı gelebilir hapishane hapishanedir dört duvardır odur budur şudur. Ben de diyorum ki doğrudur. Ama gerek vilayet merkezindeki bir hapishane olmasından gerekse anlatan kişinin fikri bir suçlu olmasından bana öyle yaşanmaz berbat bir yer gibi gelmedi. Mahbusluk yaşayan bir insan bu söylediklerimi çok yanlış bulabilir. Belki öyledir de. Ama düşünüyorum da gel zaman git zaman hatırladığım ömrümün 25 yılı vardır sağlam, bunun kaç yılı özgür geçti acaba? Murat Bey'in yüzündeki tebessüm kadar tebessümüm var mıdır hayatta acaba? Çok radikal olabilirim ama hayatta her zaman en güzel şey inanmak tertemiz inanmak yaptığın yaşadığın şeye inanmak. Burada Murat beyden anladığım da buydu Nazım Hikmet ile öyle tatlı mektuplaşıyordu ki insan bütün özgürlüğü ile böyle hakikatli bir arkadaşlık dostluk edinemediği için üzülüyor. Sonra başkalarının sorunlarına öyle bir eğilişi vardı ki saf bir iyilikle de değil, zaten inanç noktasında da başında belirttiğim gibi fikirleri çok farklı. Allah'ı peygamberi tabiri caizse sadece kelimelerden ibaret buluyor. Yani tüm yaptıklarını tamamen insanlık hakikatinden dolayı yapıyor. Derinlikli bir kitap. Bir sürü hayat var hapishanede Murat Bey'in kaleminden. Tözey'de bir hayat, Topal Sefer de. Hanım da bir hayat, Kel Hasan da. Hanımın idama götürüldüğü saatler başlı başına bir kitabın konusuydu. Bir idam mahkumunun son saatleri... İşte tam bu noktada Kemal Tahir'in yeterince kıymet görmediğini anladım. Başkaları yazınca ayılıp bayılararak okumuşuz, klasiklere almışız, bir sürü baskı çıkarmışız. Bizden biri üstelik de yaşayarak görerek yazdığı zaman üstüne bir de yasaklamış sansürlemişiz. Bu kitapla ilk kez düşündüğüm bir şey oldu. Ben hep asılmanın erkekler için olduğunu düşünürdüm, tarihimizde kadınların asıldığına dair hiçbir fikrim yoktu. Hala gerçek gelmiyor. Ama gerçek olduğunu teoride biliyorum artık. Herkesin küçümsediği çingene asılmaya getirilen bir kadın olduğunu gördüğü zaman hepsinden daha erkekçe bir tepki verdi. Erkekçe dediğim şey ben kadın asmam demesi değildi. Herkesin onun gibi düşünüp hiç kimsenin bunu dile getirememesiydi. Yani Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın deyişiyle, Harâbât ehlini hor görme zâkir
Defîneye mâlik vîrâneler var....
Her şey insanoğlu için. Dışarıdan bakan bir göz olarak yazdım bunları. Kocasını zehirleyen bir kadın. Kayınvalidesini dövüşürken öldüren bir kadın. Komşuyu kavgada yanlışlıkla öldüren bir kadın. Ondan bundan şundan hapishaneye düşmüş onlarca kadın. Taraflarında değildim. Tek bildiğim ne zaman idamla ilgili bir kitap okusam o canın çıkış anının her şeyi unutturduğu. Halbuki kıssas diye bir şeyin varlığına inanıyorum. Ama kısas kul hakkının galip geldiği haklardan. Bunu şimdi idrak ettim. Affeden affediyor ama intikam isteyen de istiyor. Bilmiyorum çok ağır hisler...