Gönderi

Puan vermedi·779 syf.··
2024 49. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 21 Kasım 2024 09:49
Dostoyevski okurken tedirgin olursunuz. Yazarın gözlerini üstünüze diktiği hissine kapılırsınız. Sizi tepeden tırnağa süzüyordur. Orada kalmıyor Dostoyevski. Ruhunuzun derinliklerine iniveriyor. Dehlizlerde dolaşıyor. Yaralarınıza parmak basıyor. Sizi kendinizle yüzleştiriyor. Kimisi Dostoyevski’yi kötümser bir yazar olarak görür. Buna Yaşar KEMAL’in itirazı vardır. “Dostoyevski‘ye gelince, bu insanlığın yetiştirdiği en büyük umut, aydınlık dünyası kuran kişiye kim yaptı bu işi, onu, kabuğuna bakarak , karanlığın, hastalıkların türkücüsü kim yaptı, kim kandırdı insanlığı bu üstün düşçü üstüne. Bakın size söyleyeyim, Dostoyevski ne yapar biliyor musunuz, karanlığı yığar yığar karşımıza, bir karanlık duvarı örer önümüze, onun işi, hüneri bu, sonra o kurşun geçirmez karanlığın arkasından ışığı daha belirli, daha açık görürüz. Dostoyevski’nin hüneri budur. Bence Dostoyevski, insanlığı en aydınlık yanlarından birisidir.”( Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor sayfa 87) Dostoyevski her eserine kendi hayatından kesitler serpiştirir. O sara hastasıdır. Kumar düşkünlüğü olmuştur. Babasıyla sorunlu bir geçmişi vardır. O aynı zamanda bir dönemin muhalifidir. Bu yüzden idama mahkum edilmiştir. Dostoyevski Rus edebiyatından daha fazla dünya edebiyatını etkilemiştir. Ülkemiz dahil birçok yazar onu öncü kabul etmiştir. Stefan ZWEIG Üç Usta kitabında onu anlatır. Bizde Oğuz Atay onun derin etkisindedir. Oğuz ATAY demişken Budala okurken sık sık TUTUNAMAYANLAR geldi aklıma. Tolstoy’a ait olduğu söylenen bir söz vardır“Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.” Lev Nikolayeviç Mişkin namı diğer BUDALA Rusya’ya dönüş yolundadır. Böylece muhteşem hikayemiz, uzun yıllar önce şehri terketmiş, çok az insanın tanıdığı Prens Mişkin’in şehre gelişiyle başlar. Budala bir aşk romanı tadında ama daha derin bir eser. Lev Nikolayeviç Mişkin Saflığı, dürüstlüğü, her şeye iyi yanından bakması, acıma duygusu ve sara hastalığı ile bir azizi andırır. Duyguları dalgalıdır. Bazen saflığı onu gülünç duruma düşürür. Bazen kendisinden beklenmedik çıkışları vardır. Aglaya ile Nastasya Filipovna romanın ana kadın karakteridirler. Prens Mişkin bu iki baskın karakterin arasında kalır. İppolit romanın bir diğer önemli kahramanı. Verem nedeniyle son günlerini yaşamakta olan ippolit geriye bir yazı bırakmak ister. Bu yazıda ölüm, hayatın anlamı, inanç üzerine aslında bir kısmı Dostoyevski’ye ait düşünceler ortaya koyar. Son günlerini yaşayan biri olarak hayat karşısında mızmızlananlara öfke duyar. Romanda Dostoyevski kahramanlarının ağzından Rus toplumunun batıya öykünmesini eleştirir. Bu eleştiriden büyük bir payı Rus liberalleri alır. Toplumun çürüdüğünü, Rus ruhundan uzaklaştığını savunur. Ama kurtuluş yine Rus Ruhunun kendisindedir. Bunun için çözümü başka yerde değil kendi köklerinde aramalıdır. Romanda Dostoyevski kendi idam hadisesini de hikayeleştirir. Bunu Mişkin’in ağzından okuyucuyla buluşturur. Bir idam mahkumunun son 15-20 dakikası, yaşadığı psikoloji başarılı bir şekilde ortaya konulur. Değerlendirmemi Zülfü Livaneli’den alınma küçük bir alıntıyla bitirmek isterim. “Dostoyevski onca yılın mutsuz evliliğinden sonra yaşlılık döneminde, bilindiği gibi hem kitaplarını hem de hayatını düzene sokan Anna adlı genç bir kızla evlendi. Kısa bir mutluluk döneminden sonra büyük romancı ölünce, cenaze töreninde Anna’ya; ‘’Çok genç bir kadınsınız, yeniden evlenecek misiniz?’’ diye sordular. Anna bu soruyu, müthiş bir karşı soruyla yanıtladı: ‘’Dostoyevski öldü, Tolstoy ise çok yaşlı. Dünyada evlenecek başka erkek var mı ki?’
Edebiyat & Roman
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma
·
267 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.