Yazarın, “Sisifos Söyleni” adlı felsefesi ile birbirini tamamlayan bu eser 1942’de yayımlanmıştır. Her iki yapıtta da, varoluşçu izler taşıyan saçma felsefesini kaleme almıştır.
” Bugün anne öldü.” cümlesiyle oldukça ilginç bir girişi olan kitapta , Meurseult’un kayıtsız kalışları, manen ve madden her şeyin anlamsız , hayattan bir beklentisi yok, hiç kimseye bir beklenti sunmuyor, hiç düşünmeden yaşıyor ve hiç düşünmeden adam öldürebiliyor oluşu çok garip gelse de şaşırtıcı değil aslında. Çünkü zaten absürdizmi ele alan kitapta karakterin biraz hatta fazlasıyla ilginç olması gerekirdi. Meurseult’un hissiz oluşu ruhi kapılarını kapalı tutmasıdır. Çünkü anlamı yoktur.
Bu kadar karamsar birinin bir o kadar geniş çevresinin olması da bir diğer gariplik. Lokanta sahibinin vefası, Marie’nin onunla evlilik hayali kurması, köpeği olan amcanın onda teselli araması, Raymond ile bir dostluk kurması ve gittikleri yazlık evi sahibi çift ile hoş vakit geçirmeleri belki de yazarın bize “her şey saçma ve sen bu saçmalığı kabullenirsen hiçbir şey umrunda olmaz” mesajıdır. Aynı zamanda “her nasıl olursan ol veya olma karşındaki seni nasıl görmek istiyorsa öyle görünüyorsun” algısı da uyandırdı bende.
Kimse ona hakkında bir şey sormadı. Onu tanımaya çalışmadılar bile. Bu da kitapta ki “anlamsızlık”ı vurgulayan ayrı bir detaydı. Sadece varlığını kabul edip anı yaşadılar. Gerçekten “Saçma”
Mahkeme salonunda bile kendini savunmayışı onu idame götüren saçmalığı sona erdirir mi? Sanmam.