Karl Marx'a göre toplumdaki gerçek itici güçler
Ekonomi ile ilgili güçlerdir. Bütün tarihin gidişi bir ekonomi savaşıdır. Bu görüş Marx'ın " bütün tarih bir sınıfların savaşması tarihidir " görüşü ile de uygundur. Bu materyelist tarih görüşü Engles'e göre, Darwin ' in doğa biliminde açtığı aynı çığırı , aynı ilerlemeyi, tarih biliminde açmıştır .
Sayfa 40 - M.E.B Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe
·
572 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Yahya Saygan
Gönderi Sahibi
Marx'ın görüşleri ve kuramlarının tümüne Marksizm denir. Ama Marx ve Engels, felsefelerini "materyalist dialektik" (eytişimsel özdekçilik) olarak adlandırırlar. Kendilerini Alman Klasik Felsefesinin ardılı olarak görürler. Nitekim Onlar, "Biz Alman sosyalistleri yalnızca Saint- Simon, Fourier ve Owen'dan değil, Kant, Fichte ve Hegel'den gelmekle de övünürüz, Alman işçi hareketi Alman klasik felsefesinin kalıtçısıdır" diyorlardı. Marx 19. yüzyılın üç ilerlemiş ülkede beliren üç büyük akımının tamamlayıcısı ve devam etticirisi olarak görülür. Bunlar da: 1. Alman klasik felsefesi 2. İngiliz klasik politik ekonomisi, 3. Fransız sosyalizmi. Marx'ın materyalist görüşlerinin gelişmesinde Fransız materyalistleri ile birlikte Feuerbach'ın da büyük etkisi olmuştur. Ama onun materyalizmini zayıf buluyor ve bu zayıf yanlarını yetersiz sonuçlarında ve çok yanlılığında görüyordu. Marx, Feuerbach'ın "çığıraçıcı" önemini doğrudan doğruya Hegel idealizminden kesin olarak ayrılmasında ve 18. yüzyılda Fransada "yalnızca politik kurumlara karşı ve yalnızca... dine, tanrıbilime karşı değil, aynı zamanda en çok da... her türlü fizikötesine" karşı savaş açan materyalismi açığa vuruşunda buluyordu. Hegel'e göre, diyor Marx, düşünce süreci gerçekliğin yaratıcısı, bana ise tam tersine ide'lerle ilgili olan herşey insan kafasına sokulmuş ve oraya aktarılmış olan maddeden başka bir şey değildir. Engels de Marx'ın bu materyalist felsefesi ile aynı anlayışta idi. "Evrenin birliği varoluşun- da değildir... evrenin gerçek birliği onun maddeselliğin- dedir" ve bu da felsefe ve doğabiliminin uzun ve sıkıcı bir gelişmesi sonunda tanıtlanmıştır. Evrenin yapısı maddeseldir bu materyalist dünya görüşünde; madde, bilincin dışında ve bilinçten bağımsız gerçeklik olarak vardır; evrenin (maddenin) varoluş biçimi de devinimdir. Devinim olmadan madde olamaz. Madde olmadan da devinim düşünülemez. Evren olmuş bitmiş, bir şey değil, dialektik biçimde ilerleyen bir süreçtir; Olaylar arasındaki bağlantılar zorunlu bağlantılardır ve özü devinim olan meddenin zorunlu gelişme yasasını kurarlar. Gelişme süreci yalnızca niceliksel bir değişme olarak değil, niceliksel değişmelerden niteliksel değişmelere geçen bir ilerleme olarak belirir. Insanın bilinci de gerçekliğin dialektik yapı- sı ile bağlantı içindedir. Düşünce, gelişmesinde yetkinliğin en yüksek derecesine erişmiş olan bir maddenin, başka bir deyişle kendisi de bir doğa ürünü olan insanın beyninin ürünüdür, beyin düşünmenin organıdır. Öyleyse düşünce ve bilinç nereden geliyor diye sorulursa yanıtı şu: Bunlar insan beyninin ürünleridir, insanın kendisi de bir doğa ürünüdür, çevresi içinde ve çevresi ile birlikte geli- şir. Özgürlük de, Marx'a göre, zorunluluğu görmedir, kavramadır. "Zorunluluk kördür, ancak bu zorunluluk kavranılmazsa". Bu sözler doğanın nesnel yasalılığını ve zorunluluğun dialektik olarak özgürlüğe dönüşü münü tanımayı dile getirir. Evreni ve yasalarını bilme olanağını yadsıyan idealizme karşıt olarak dialektik materyalizm, evren ve yasalarının tümü ile bilinebileceği illesinden kalkar. Deneyle doğrulanmış bilgilerimiz nesnel bir doğruluğu gösterirler. Evreni, olayların birbirine bağlı olduğu, birbirlerini karşılıklı koşullandırdıkları birlikli bir bütün olarak ele alan bu kuramda: evrende bilinemez diye bir şey yoktur, yalnızca henüz bilinmeyen şeyler vardır, onlar da bilim ve teknik aracılığı ile bulunacak ve bilineceklerdir. Idealislerde bilinemez olan "kendinde şey" (Ding an sich) böylece henüz bilinmeyen ama bilinebilir olan bir şey olur ve "bizim için şey" (Ding für uns) biçimine dönüşür, nesnenin özü de görüngüye, gerçekliğe dönüşür. s.40