Yazarın kendi hayatından önemli kesitler sunan roman için farkındalığın nihaî azabı diyebilirim.
Kahramanın aşık olduğu ya da daha sonra anladığı üzere aşık olduğunu zannettiği, hayallerinde idealleştirdiği kadın uğruna eğitimsiz bir işçiden sofistike bir yazara dönüşme sürecini anlatıyor London.
Aşkına kendini layık kılabilmek için okudukça öğreniyor, öğrendikçe düşünüyor, düşündükçe fark ediyor. Ve bu fark ediş bir zamanlar Kaf Dağı gibi gördüğü burjuva sınıfının iç yüzünü anlamasına sebep oluyor. Artık o, ne eskisi gibi kendi halinde, bilgisiz ve neşeli bir adam ne de istediği başarıya ulaşmış tatminkar bir yazar. Çünkü her şey bir anda anlamını yitiriyor onun için. Peki bu anlamsızlığın içinde bir insan ne kadar nefes alabilir? İşte bundan sonrası Martin'i ölümsüzleştirdiğimiz an.
Merak edip okuyacak olanlara daha fazla spoiler vermeyelim. Keyifli okumalar.