Dialektik gelişme sonunda, Marx'a göre, burjuva toplum düzeninden proletarya ortaya çıkar ve bu iki sınıfın savaşmasından da sınıfsız toplumun sosyalist düzeni ortaya çıkacaktır.
Bu da zorunlulukla olur. Bu zorunluluk ereksel bir zorunluluk değil, nedensel bir zorunluluktur.
Daha 17, 18. yüzyıllarda ortaya atılan, 19. yüzyılda Darwin tarafından geliştirilen kurama göre, insan da öteki yaratıkların üstünde değildir, insan toplumu kültürü ile birlikte bir doğa parçasıdır.
Yasalara uygun biçimde akıp giden doğa süreci insan istencinden bağımsız geçip gider, ama buna karşılık insanın bilincini ve istemlerini belirler.
Doğa gibi insan toplumu da değişmez yasalılığı içinde yolunu sürdürür. Insan tarihi de neden etki bağlantısı içinde ve dialektik bir biçimde gelişir.
Tarihten önceki dönemde ilk ortaklaşılık (komünizm) vardı. Marx'a göre. Başlangıçta üretim araçları ve ürünler herkesin malı idi. Herkes üretime ortaktı ve ürünlerden herkes yararlanırdı. Ama sonradan özel mülkiyetin ortaya çıkması üretim araçlarının da mülle haline gelmesi ile sınıflar ortaya çıktı ve bununla ilk savunma da başladı.
Asıl tarih de sınıfların savaşmalarının tarilidir. Antik çağın ekonomik yapısından köleliği ayırmaya olanak yoktur. Köle bir insandır gerçi, ama hukuk bakımından bir eşyadır, bir maldır. Insan olarak değil, eş ya gözüyle bakıldığı içindir ki satın alınır ve satılır. Köle, Antik çağda, üretim araçlarına sahip olan sınıfın elinde bir üretim aracıdır. Sonraları Ortaçağın ekonomik yapısından "serf" denilen köylüyü ayırmaya olanak yoktur. Gerçi burada köylü hukuk bakımından bir kişiliktir, ama üzerinde çalıştığı toprağa bağlıdır ve bunu bırakıp gidemez. Çalışmasının metaya koyduğu şeyler de feodal beyin, derebeyinin malıdır. Yeni zamanların ekonomik yapısından da kapitaliami ayırmaya olarak yoktur.
Bu çağda bir yanda üretim araçları ile özel mülklere sahip kapitalist bir sınıf var; bir de çalışmasım, emeğini satmakla geçinen proleter sınıf var. Bu proleter sınıf insan olarak da, hukuk bakımından da özgürdür ve bir kişiliktir. Ama bunlar da işgüçlerini satmak durumundadırlar.
Çağdaş işçinin çalışması, "emeği", sattığı bir mal oluyor. İşte burjuva toplumunun sonunda, bu emeğini mal olarak satan proleter sınıfın kapi talistlere karşı savaşması başlayacak, bu da sonunda kapi talist toplumun sosyalist topluma dönüşümünü sağlayacak.
Zaten Marx'a göre, kapitalist toplumun sosyalist topluma dönüşümü yalnızca ve yalnızca çağdaş toplumun ekonomik yapısından ekonomik gelişme yasasından çıkar. Bu dönüşümün itici gücü de kapitalizmin yarattığı proleter sınıftır. Burjuvazi ile savaşması politik savaşma haline gelir ve politik gücü ele geçirerek "proletarya diktatörlüğü" kur- maktır ereği. Bu diktatörlük de her türlü sınıfların kaldı- rılmasına geçişi sağlayacak ve sonunda sınıfsız bir toplum kurulacaktır. Üretimin kamulaştırıldığı ve üretim araçlarının ortaklaşa olduğu, toplumun mülkiyeti haline geldiği sınıfsız bir toplum.
Öyleyse, tarihin sonunda başlangıcında olduğu gbi sınıfsız bir toplum vardır Marx'a göre. Böylece tarihin gidişinin geleceği önceden görülebilir. Ama tarihin gidişi değiştirilebilir mi?
Dünyayı değiştirmek isteyen savaşçı yapılı Marx için önemli bir sorudur bu.
Doğa bilimine bağlı kalan bir düşünce biçimi buna hayır demek zorundadır ya da yalnızca çok sınırlı bir ölçüde evet diyebilir.
Marx da pozitivizme bağlılık içinde ikinci yolu tutar: "Bir toplum, gelişmesindeki doğa yasasını bulguladığı zaman... doğaya uygun gelişme aşamalarını ne atlayıp geçe-bilir ne de bir yana atabilir, ama doğum sancılarını kısaltabilir ve yumuşatabilir." s.50