İnsanlar neden başkalarının hayatlarını yıkar ki...
8/10
·344 syf.··
2024 100. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2024 00:00
Ah bu kitap hakkında o kadar doluyum ki ne söylesem hislerim yarım kalacakmış gibi... Oğuz Atay, Halid Ziya Uşaklıgil ve eserleri için "Hayata tutunamayan, hayat karşısında genellikle hayal kırıklığına uğrayan insanları anlatır. Bu karakterler kader kurbanı değildirler çünkü bu dramları bilinçli olarak hissederler, kendileriyle hesaplaşırlar." diyordu. İşte Kırık Hayatlar da bu sözlerin net bir örneğiydi tam olarak ve ben sonunu bile bile merakla okumaktan alamadım kendimi. "Sonunu bilmek" diyorum çünkü daha en başından bir şeylerin sorun olacağını fark ediyorsunuz. Ömer Behiç karakteri güzel hayallerin peşinde koşuyor ama bunu eşya üzerinden yaptığını hissediyorsunuz. Yani kendilerine ait bir ev inşa edince hep mutlu olacaklar, eşiyle ve çocuklarıyla huzur içinde yaşayacaklar; dışarının kiri pası, o insanların kırık hayatları ailesine dokunmayacak diye düşünüyor ama tam da burada ipler kopuyor zaten. Eşiyle birlikte o diğer insanların yanlışlarını, çarpık ilişkilerini, kendilerini komik düşürmelerini ve aldatmalarını konuşurken birden aynı durumun içinde buluyorlar kendilerini. İnsanın kendi evi bir nevi sığınağıyken, evleri başlarına yıkılıyor sanki... Dediğim gibi kitap bunu başından hissettiriyor. Dahası başta çok düzgün, iyi bir aile babası, hayatını bir gün bulacağı kadına yani şu anki eşine ve onunla birlikte hayallerini adamış gibi duran Ömer Behiç'in aslında içten içe nefsini kontrol etmekte bazı sorunlar yaşadığını görüyoruz. Bu da bize sorun tam olarak buradan gelecek dedirtiyor. Zaten bu yüzden yaşanan olaylar şaşırtıcı gelmiyor ama durumun kendisi ve bunun çok normal olması fazlasıyla sinir bozan kısım işte. Yani daha da açıklamam gerekirse; eşine aşık olan Ömer Behiç'in bir anlık hislerine yenik düşmesi, Oğuz Atay'ın dediği gibi yaptığı yanlışı bilinçli olarak hissetmesi ama buna devam etmesi, hatta içten içe bir gurur kaynağı olarak görmesi; eşi Nedide'nin bir şekilde korkularının olması ama Ömer Behiç'in duruşundan ve ona verdiği sevgiden kaynaklı bunu dile getirmekten bile çekinmesi, eşine haksızlık yaptığını düşünmesi vs o kadar normal karşımıza çıkabilecek bir durum ki okurken sıkça "Gerçekten kime ne kadar güvenebiliriz ki? dedirtti :( Tamam bir yandan Ömer Behiç'in yargılarından aslında sorunlu olan taraflarını görebiliyoruz. Yani bir şekilde iki yüzlü olduğunu, iyi bir karakter olmadığını fark ediyoruz. Ancak yine de yazarın hisleri veriliş şekli, insanın hata yapmaya ne kadar meyilli olduğunu bu derece yüzümüze vuruyor olması duygusal olarak yıpratıyor. İlişkide güvenin ne kadar mümkün olabileceğini sorgulatıyor. Ben de tam olarak bu sebeple doldum ve kitap içime oturdu diyebilirim... Kitapta bunun dışında da önemli meseleler var tabii. Mesela erken yaşta evlilikleri eleştiriyor Halit Ziya. Daha okuldan yeni çıkmış gençleri hayatın içine atıyorlar; "kendine, karına, çocuklarına bakacaksın diyorlar." diyor. Ahlaksızlığın normalleştirildiği yozlaşmayı gösteriyor. "Aldatılsa da dövülse de kadının yeri kocasıdır" zihniyetini ortaya koyuyor. Böylece dolu dolu parçalanmış hayatlar veriyor. "Ne yaşandı?" dedirten, bana Ezilenler'in sonundaki "Düştü bunlar Vanya (...) Her șey, bu yıl olup biten her șey" diyaloğunu hatırlatan bir kitaptı gerçekten. İnsanlar neden kendi arzuları uğruna başkalarının minik mutluluklarını yok eder ki? Ya da daha spesifik bir soruyla, "ilişki kurmak" denilen şey -bana göre- başlı başına değerli bir meseleyken insanlar nasıl bu kadar basitleştiriyor, felaketlere yol açıyor? Bir de aklımda kalmasın yazayım. Kitabın başında Ömer Behiç ve Nedide'ni ev kurma hayallerini okurken aklıma hep The Cinematic Orchestra, To Build a Home şarkısı geldi. Nedense onun hissini vermişti~
Kırık HayatlarHalid Ziya Uşaklıgil · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,553 okunma
·
68 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.