Biraz geçmişe gidelim mi sizinle?
Çok azımız şu anda yaşamayı becerebiliyoruz zaten, çoğumuzun kafası hep geriye dönük. Eskiye özlemler, eski zamanlara, eskide kalanlara...
Tom ve Jerry'yi izler miydiniz? Peki ya Road Runner'ı? Hiç artık Tom kazansın ya da çakal Road Runner'ı yakalasın diye düşündüğünüz oldu mu? İyi rolü üstlenen karakterler kazanmaya, diğerleri kaybetmeye mümkündü değil mi hep? Daltonlar suç işleyecek ve Red KİT onları yakalayacaktı. Peki ya gerçek hayatta öyle miydi? Yoksa iyiler kaybetmeye meyilli, kötüler kazanmak için her şeyi denedikleri için kazanmaya mı yakındı? Kaybedenlerden olduğumuz için mi Tom yakın geliyordu bize? Ne diyordu Murat Menteş: "Biz bu çağın fiyakalı kaybedenleriyiz." Bundan mı sevdik yoksa Joker'i. Kötü de olsa ziyadesiyle "fiyakalıydı."
"Türkiye'de herkesin tek tek terapi görmesi lazım ki içinde olduğu hastalıktan kurtulsun."
Joker demişken, derginin bu ayki konuğu kendisi... "Bugünlerde herkes kötü, bu da insanı delirtmeye yetiyor." İyilerin hikayesinde kötüyü oynayan karakter... "Beş para etmez hayatım boyunca bir dakika bile mutlu olmadım." Sahi, insanlar neden kötü olurlar? Onları kötü olmaya iten, delirten, bardağı taşıran bir nokta vardır değil mi? Kimse kötü olarak doğmaz neticede. Kayışın koptuğu, "Artık yeter," denilen bir yer vardır. "Demem o ki delirdim, ve bunu itiraf edecek kadar akıllıyım." Peki insanlar Joker'i neden bu kadar sevdi? Neden Batman'in önüne geçecek kadar ilgi duydular? Haydi itiraf edin! Hepimiz pamuk ipliğiyle bağlıyız hayata! Kayışımız koptu kopacak. O zaman hiçbir terapi toparlamaz bizi! 21. yüzyıl insanının içinden Superman değil bir Joker çıkarıyor...
"Bunca yaş aldım, şu insan denen mahlûkatı anlayamadım."
Ah ne mümkün ne mümkün anlamak! "Ne mümkün aşkı akılla yenmek!" Oblomov git başımdan! Dünden bugüne Joker ve onu hiç olmadığı kadar anlamak... Dergiyi ilk elime aldığımda "Neden Joker," dedim. Şimdi bitince, "Ne Joker'di ama!" diyorum. youtube.com/shorts/lx-WkRQE...
Ah tamam! Yeter bu kadar! Joker'den ibaret değil bu sayı... Aralık ayını olanca hüznüyle ağırlamış sanki. Ya da ben her şeyde hüzünlenmeye yer arıyorum. youtube.com/shorts/QVZpHqME... Haydar Ergülen patlıcanı konu almış bu sayıda. Biraz Edip'ten de dem vurmuş, "Gülmek bir halk gülüyorsa gülmektir!" Ve tabii Barış Manço: Domates biber patlıcan! youtube.com/shorts/t6eOsfu8... Akabinde bu sayıyla tanıdığım Ersin Karabulut: "Türkiye'de herkesin tek tek terapi görmesi lazım ki içinde olduğu hastalıktan kurtulsun." Ve içimi yakan, sayının en sevdiğim hikayesi İrfan Kurudirek'ten "Baston" "Bakımsızlıktan kuruyup çürümüş çiçekler gibiyiz," diyor Zeynep Kahraman Füzün, öyle değil miyiz sahiden? Gamze Kaya haklı, "Bu kadar mutsuz olmak nasıl mümkün olabilir baba?"
Hüzünlü müyüz yoksa rahmetli Erdal Tosun'un dediği gibi mizacımız mı böyle, mevsimden mi bilmiyorum ama duygularıma hitap eden bir sayı oldu. Bir günde de biterdi ama içime işleye işleye okumak istedim. Okunmayan incelemeler için bu kadar laf kalabalığı fazla ama benim de "mizacım böyle" ne yapalım. Yeni sayılarda görüşmek dileğiyle!