19. yüzyılda, Kafkasya ve Osmanlı İmparatorluğu'nun doğusundaki denge, Rusların istilaları ve Kafkasya Müslümanlarını yerlerinden zorla sürmeleri nedeniyle bozuldu. 20. yüzyılın son çeyreğinin standartlarına göre değerlendirildiğinde, bu denge tatmin edici değildi. Dış düşmanların saldırısı ve daralan ekonomileri yüzünden, Osmanlı hükümeti kendi halkının güvenliğini yeterince kollayacak durumda değildi. Fakat geleneksel dengenin yerini alan musibet çok daha fenaydı. Milletler topyekûn, yurtlarından kovulup bulaşıcı hastalıklardan kitleler halinde ölmelerine zemin hazırlayan mülteci kamplarına yerleştirilmiş, oralardan da yerli halkının kendilerine kucak açmadığı topraklara sevk edilmişlerdi. Rus ordularının Osmanlı'ya saldırması, durumu düzeltmek yerine, halk arasındaki asayişi eksik de olsa temin eden durumdaki bir gücün, Osmanlı Ordusunun bölgeyi boş bırakarak cepheye kaymasına neden olduğundan, bölgedeki durumu daha da vahimleştirmiştir. Fakat Rus istilalarının en kötü etkisi, belki de en sonunda her iki toplumun da sonunu getiren, Müslüman-Ermeni kutuplaşmasının yaratılmasıyla aralarında karşılıklı bir güvensizlik ve düşmanlığın yerleşmesine sebep olmasıdır.