Puan vermedi·72 syf.····Okunma: 15 Aralık 2024 19:00 Çocukken, yaşamı hiçbir haliyle ciddiye almadan, en kestirme yanlarından geçebilecek yollarını bularak görmeye yatkın bir yaratılışta bulunuruz. Bu saf halimiz, çoğu yetişkin için birer mucize hali, Tanrı'nın en paha biçilmez sanat eserlerinden biri olarak nitelendirilir. Hiçbir diken batmamıştır henüz parmağımıza; nereden geldiği bilinmeyen sarsıcı bir yel, henüz görüşümüzü bulandırmamıştır. Yalnızca yemeye, koşmaya, doyasıya gülüp etrafımızda olan bitene karşı kayıtsızca sorular sormaya çalışırız. Bu da gerçekleri apaçık gören çoğu yetişkin için, yaşanması oldukça imrendirici bulunan manevi telaşlardır.
Salome'un dünyasında doğanın sunduğu güzellikler bizi karşılarken her ayrıntı üzerinde durmaya özellikle sizi davet etmek isterim. Canlı bir tablo misali sunduğu nehir, bu nehre büyük bir coşkunlukla akseden ayın berrak ışığı, birbirine kenetlenmişçesine sallanan ağaçlar, okyanusun göğsünü yaracakmışçasına oldukça sakin; kendinden emin bir gücün buyruğu altındaymışçasına ilerleyen gemi... Tüm bunların üzerinde birazcık durup beklemenizi, hayal etmenizi bekler Salome. Düşünmenizi ve yaşamda kendine bir yer edinmeye çalışan -özellikle genç, kendine has incelikleri bulunan insanlardır bunlar- insanlar için kendinizi onların yerine koymanızı ister. Elbette okuduğunuzda yapacağınız ilk şey, özyaşamınızla müthiş bir kıyaslamadır. Çünkü aynı hayatı vadetmeyen bir dünyada bulunduğunuz gerçeği, hep yanı başınızdadır. Aynı yollardan geçtiğini direten kimi bilgelerin dahi geçtiği yol, gördüğü manzara bambaşka bir göze sahiptir; baktığı pencere ya oldukça kirli ya da günü gününe temizlenmiştir. Bu yüzden sözlerimin arasına şunu eklemek isterim ki, büyüklerin bir konu hakkında konuştuğunu duyduğunuz an, her zaman iki ucundan düşünmeye çalışmalısınız. Birinin doğru olarak gördüğü şey, bir başkası için yanlışların kapısını aralayabilecek durumda olabilir.
Salome, sunduğu tabiat manzarasına insanları dahil etmeden bir geçiş yapmaz elbette. Kuru gürültülerin, şen şakrak yiyip içenlerin; yarını düşünerek canhıraş çalışanların sesleri karışır zamanla. Dışarıdan bakıldığında insanı hayrete düşüren bu manzara, aynı zamanda tanıdık bir his de uyandırır. Kimimiz kendisini geminin güvenli tarafında, okyanusun ötesini hayal eden biri olarak düşünürken, kimimiz de yanaştığı limanların herhangi birinde, daha alt tabakadan biri olarak düşler. Ayaktakımından bir yüz, yeni tanıştığı insanları etkileme çabasında olan bir asil ya da bugünün kârını düşünen bir esnaf. Her biri, içimizde bu gibi tiplerin bir yerlerde gerçekten yaşadığını düşündürür. Yazar, bunların bilincinde bir yaklaşımla örer hikâyesini. Eleştirel bir tutumla veya yadırgayan bir hakim gibi değil aksine tümünün olabilirliğine yorarak, olağan durumların basitliğine dayanarak yapar bunu. İncelememin başlarında söylemek istediğim gibi, hayatını farklı açılardan yaşayan insanların olduğunu çoktan kavramıştır ve amacı da bu insanları tanıtmaktır.
Kendisi olduğu kadar hayalleri de bir o kadar güzel, masalsı renklere sahip Lyubov ile, işte bu yoğun ve dağınık renklere sahip tablonun bir köşesinde tanışırız. Onun köşesinden bakıldığında hayat, oldukça merak duyulası, hatta büyüleyici yanlara sahiptir. Doğduğundan beri onu incitecek bir durum, kaşıyacak bir yarası dahi olmamıştır. Onun gibi insanlar hayatı tanımayı yalnızca düşlerinde kurduğu haliyle arzularlar. Aksini düşünmek için ya bir dahiyle tanışmalı ya da aşık olmaları gerekir. Yazarsa bu iki yoldan birini değil, her ikisini de kayıtsızca önümüze serer. Lyubov'un hissettiği yoğun duygulara zamanla gerçeklik elini uzatmaya başlar ve karakterimiz gemiye bindiği ilk gün, manzarayı seyrettiği pencereye dahi, farklı bir gözle bakmaya başlar. Bu sahiden hayallere daldığı o tatlı köşecik midir? Niçin şimdi olması gerekenden daha huzursuzdur; insanlara attığı meraklı bakışlar niçin bu sefer ölçüsünü kaçırmıştır?
Bu sorular yalnızca, onun öyküsüne tanık olmak isteyenlerin cevaplarıyla bir karşılık bulacaktır düşüncesindeyim. Bana kalırsa cevap bulmalıdır da. Önce hayal etmeli; geçmişten bu yana tıpkı sizler gibi hisseden insanların varlığına inanmalı, yüzlerine bakıp yazdıkları karşısında hayallere dalmalı. Ardından kendinize içinden çıkılamaz gibi görülen sorular sormalı. En sonunda da elinizdeki her şeyin; düşlediklerinizin, kaçtıklarınızın, görmekten onur duyduğunuz ya da duydukça korktuğunuz her şeyin, yaşamda varolduğu gerçeğiyle tanışık olmalı.