Herkese merhabalar,
İncecik ama çok yoğun, çok derin bir eser olan Savaş Sanatı kitabına farklı bir açıdan bakmaya çalışacağım bugün..
Kitabı ilk elime aldığımda dedim ki kendi kendime:
“Savaş gibi bir kavrama nasıl sanat denebilmiş, insanların öldürüldüğü bir şey sanat olabilir mi?”.
Sonra kitabı okumaya başlayınca anladım ki her ne kadar savaş taktikleri veriyor gibi görünse de aslında o taktiklerin alt metninde çok derin, evrensel ve tüm zamanlara hitap edebilen anlamlar yüklü.. Bugün incelememde kendi çıkardığım naçizane derslerden bahsedeceğim.
İlk olarak yazara biraz değineyim..
Yazarımız Sun Tzu M.Ö. 6. YY’da yaşadığı tahmin edilen ünlü Çin’li komutan ve filozoftur. Kendi döneminde çok başarılı olmuştur ve çok büyük bir bilge olarak kabul edilir. Yaklaşık 10 tane eseri olduğu tahmin edilse de büyük bir çoğunluğu günümüze ulaşamamış ne yazık ki. Elimizdeki kitap bu nedenle de çok kıymetli. Günümüzde liderlik eğitiminden, askeri okullara, strateji eğitimlerinden, üniversitelere kadar birçok alanda kaynak olarak kullanılıyor Sun Tzu’nun bu öğretileri..
Şimdi madde madde bu savaş taktiklerine ve benim yorumlarıma geçebiliriz..
“En büyük başarı, savaşı savaşmadan kazanmaktır.” der Sun Tzu…
En etkili strateji taktik saldırıdır. Askeri saldırı, kentlere saldırı son çarelerdir. Bu nedenle en büyük komutanlar düşman kentini savaşmadan ele geçirebilenlerdir..
Günlük hayatımızda da bu böyledir. Bazı konularda insanlarla gereksiz savaşlara girmektense, tabii ki hakkımızı da yedirmeden, daha az enerji tüketerek nasıl o işi halledebilirize odaklanmamız gerekiyor. Egolarımızı bir kenara koyup o ne demiş bu ne düşünür değil de, nasıl maddi manevi daha az zarar görerek bu işi halledebilirime odaklanmamız gerektiğini söylüyor aslında.
Hadi itiraf edelim, hepimiz bazen gereksiz insanlara bir şeyleri kanıtlayabilmek adına bizi yoracak, zamanımızı çalacak işler içinde ömrümüzü tüketebiliyoruz. Soruyorum şimdi size ve kendime: Ne gerek var enerjimizi bu ego savaşlarında harcamaya?
Sun Tzu amcamız der ki:
“Komutanlar ile hükümdarlar birbirine yakın ise o ülke güçlü olur. Fakat hükümdar askeriyeden anlamamasına rağmen orduya karışırsa bu felaket getirir. Akıllı bir hükümdarın; orduyu tamamen komutanına bırakıp, askeriyenin iç işlerine karışmaması gerekir…”
Burda yine evrensel ve tüm zamanlara hitap eden bir nasihat var. Herkes uzmanı olduğu işi yapsın diyor. Müdürün fabrikada ustabaşının işine karışmaması gerektiğini de çıkartabiliriz bu sözden, cumhurbaşkanı sağlık bakanlığının iç işlerine karışmasını da çıkartabiliriz :))) Herkes uzmanı olduğu işi yapsın. Görevler ayrılığı ilkesinin temeli diyebiliriz bu nasihat için.
“Baş edilemezlik kendimize, baş edilebilirlik düşmana bağlıdır.”
Yani önce seni yenemeyecekleri koşulları yaratman lazım.
İyi bir komutan önce bu koşulları oluşturur sonra düşman ile savaşır. Güçlü ve eksik yönlerini bilir ve ona göre davranır. Kötü bir komutan ise düşmana savaş açar ve savaş sırasında anlık gelişmelere göre kazanmayı hedefler ve bu tip komutanlar yenilgiye mahkumdur.
Bu strateji günlük hayatımıza uygulamaya da çok müsait. Bizler önce kendimizi tanımalıyız. Duygusal, fiziksel, maddi anlamda geliştirmeliyiz ki başımıza kötü olaylar geldiğinde yıkılmayıp onlarla başa çıkabilelim. Her duruma hazırlıklı olalım ve bu hayat savaşından galibiyet ile çıkabilelim.. Ya da bir işe girişmeden önce onla ilgili her türlü planı yapıp risklere karşı önlemlerimizi alalım ki başarısızlık ihtimalini azaltmış olalım, başarısız olsak bile bundan çok az zarar ile sıyrılalım..
Sun Tzu amcamız zaferin sürpriz manevralarda yattığını söyler. Yani düşmanın beklemediği anlarda beklemediği şekilde saldırıya geçilmelidir. Hatta bu uğurda düşmana bilerek ufak avantajlar sağlanarak kandırılmalıdır ki rehavete kapılsın. Sonrasında yapılacak saldırı çok daha etkili olacaktır diye düşünür..
Bu öğütte de çok güzel bir mesaj var aslında:
Tahmin edilemez olmak…
Bu, özellikle iş dünyasında çok işe yarayan bir yöntem günümüzde.. Hatta özel hayatlarımızda da tahmin edilemez olmak modern çağ insanında aranan özelliklerinden biri haline geldi..
Sun Tzu’ya göre savaş stratejileriniz çok çeşitli olmalıdır ki biri tutmaz ise diğerini uygulayabilesiniz.. Yoksa hep aynı plan ile birkaç zaferden sonra yenilgiye mahkum olursunuz.
Hayatta da bu böyledir, çeşitli stratejilerimizin olması gerekir. Bir yola girdiğimizde çıkmaz sokağa saparsak eğer yeni bir çıkış bulabilmek için A-B-C planlarımızın olması gerekir. Düştüğümüzde kalkabilmemiz için hep yedek planımız olmalıdır. Böyle insanlar başarılı olur hayat yolunda. Öbür türlü düştüğümüzde yerden kalkabilmek için başka bir ele muhtaç oluruz..
Komutanları bekleyen beş tehlike olduğundan bahseder:
Ölümüne savaşmak, korkakça savaşmak, paniğe kapılmak, egoya kapılıp düşmanı küçümsemek, askerlerini çok sevmek.
Bunlar bir komutana savaşı kaybettirebilecek olan zaaflardır.
Bunları kendi hayatımıza, karakterimize de uyarlayabiliriz..
Gereğinden fazla hırslı olmak her şeyimizi kaybettirebilir mesela, korkaklık yapıp bazı durumlarda fazla temkinli olmak da hayatın birçok noktasında başarısızlık ya da mutsuzluk getirebilir. Ego, karşındaki insanları küçümsemek, zaten karakter bozukluğudur bana göre; uzun vadede kişiye büyük zararlar verir ve egolu kişi bu zararın sebebinin farkına bile varamaz…
Ve hayatımızdaki insanlara da gereğinden fazla bağlanmamak gerekir çünkü insanoğlu nankördür, terk edendir, yalancıdır, menfaatçidir.. Hayal kırıklığı yaşamak istemiyorsak Sun Tzu amcamızın sözüne kulak verip kimseye gereğinden fazla güvenip bağlanmamak en iyisi olacaktır…
Kitaptan çıkarılabilecek daha çok ders var aslında. Yaş aldıkça tekrar tekrar okunması gereken bir eser. Herkese okumasını tavsiye ediyorum fakat sakin bir ortamda sakin bir kafayla okuyun derim. Zira beyninizi yakabilir. :))
Kitap ile kalın..
Barış dolu, sevgi dolu günlerimiz olsun…