Puan vermedi·728 syf.····Okunma: 22 Aralık 2024 00:00 Bir ders kitabından alınacak maksimum verimi aldığımı düşündüm bittiğinde. Mevzu bahis dinse Kur'an-ı Kerim dışında hiçbir şeye ittiba etmem. Bu benim normalim. O yüzden bazen hadis inkarcılığı ile itham edilmişimdir. Bana böyle diyenlerin de hayatında kaç tane hadis okuduğunu çok merak ediyorum. Hoş istersen bütün hadis külliyatlarını aktarsınlar ben yine böyle düşüneceğim. Çünkü akıl mantık diye bir şey var. Ne olursa olsun zaman değişip asır başkalaşıyor. Ben iki dili ana dilim gibi konuşuyorum ve asla bu iki dil arasında bir şeyi bir şeye tam hakkıyla çevirebildiğimi düşünmüyorum. İki dil bilmek sadece bana fayda sağlıyor, başkasına aktarırken birebir aktaramam. Bu Arapçayı bilmeyen benim gibi olan tayfa için. Arapçayı çok iyi bilen insanlara gelelim, Arapça ana dili olan insanlara gelelim. Yıllar yılı Türkçe dersi alıyoruz bütün dersleri geçtim, Türkçeden konuşalım. Bütün Türkçe sınavlarından 100 mü aldık hepsinden full mü çektik? Ya da bugün ana dilimizde okuduğumuz bir kitabı %100 anlıyor muyuz? Bunlar da öyle işler işte. O sırada peygamber efendimiz birine bir söz söylüyor ve o esnada bir olaylar silsilesi var başının sonunu her şeyini bilmeden bu budur demek zaten çok zor. Ki bu işi korkuyla yapanlar da kolay kolay her hadisi kitaplarını almamış. Ama bunun görüyoruz ki sınırı yok, hatta şu anda internet çağında bu çok tehlikeli boyutlara ulaşmış. İnsanlar eskiden bir hadis uğruna 40 belde dolaşıyormuş ve o bir hadisi hayatına yediriyormuş. Yani olay bir sürü bir sürü hadis ezberlemek değil gerçekten kalben o sözün o hareketin hadis sünnet olduğuna ikna olmak. Hadisleri inkar etmiyorum sadece ne olursa olsun sıhhatleri konusunda yüzde yüz verim alınamayacağını düşünüyorum. Ve evet insanların sahih hadis dediği şeyler içinde böyle düşünüyorum. Sonuç itibarıyla mana olarak değilse de bir harf bir kelime bir virgül ve hatta Arap dili ve edebiyatının incelikleri ile ilgili olabilecek bir sürü durum bir hadisi benim için peygamber efendimizin ağzından çıktığından farklı bir şekle sokabilir. Tabii ki peygamber efendimizin hiçbir sözünü hareketini inkar etmiyorum sadece istemeden de olsa insanların onun söylediği bazı şeyleri yanlış anlamış olabileceğini, tam anlamamış olabileceğini ya da tam manayı kavrayamadığını ya da o mananın şu an bizim için öyle olmayabileceğini biliyorum çünkü hepsi insan ve insanın olduğu yerde böyle şeyler olur. O yüzden illa Kur'an-ı Kerim. Fıkıh da giriyor işin içine burada var işte. Zaten kur'an-ı Kerim'i incelerken hiçbir ilim diğer ilimsiz olmuyor. Sonuç itibarıyle ana manaya ters düşmeyecek ya da ana manayı belki destekleyecek hadisler gönülden kabul edilebilir onun dışındakiler hele hele bariz bir şekilde insanların işine geldiği şekilde yorumladığı şeyler benim açımdan kabul edilebilir değil. Bazen böyle şeyler de çok sert olduğumu söylüyorlar. Ben sert değilim sadece kurallara bağlı olmamız gerektiğine inanıyorum her konuda. Bu demek değil ki ben dünyanın yanlışını yapmıyorum. Benim yaptıklarım on kişinin hatasını günahını cebinden çıkarır. Bu konuda da demek ki kafamda bir kıyas yapmışım. Kendi canıma okuyabilirim, ama kolay kolay bir başkasının canına okuyacak şeyler yapmam. Yapmamaya çalışıyorum. Yapmadığımı düşünüyorum. Ama bu kadar dikkat etmemin altında bile kim bilir neler neler yapıyorum. Allah affetsin.
Kelamın konusu bir tek şey değil. Ama özü insanların davranışları. Hâliyle o davranışları yorumlarkenki fikirleri. Amel imanın bir cüzü müdür? Bu kişiye göre değişir. İşte o yüzden tartışmışlar. Bunun için de direkt Kur'an-ı Kerim'e bakmak lazım. Yine insanın olduğu yerde kendi fikrini savunurken başkalarının fikrini de alt etmeye çalışmak hep olmuş. Maalesef bu din sahasında da olmuş. Bunu söylüyorum çünkü aslında insanlar başından beri hep bunun etrafında tartışmışlar. Allah'ı görecek miyiz? Büyük günah işleyen kişi dinden çıkar mı? İmamet nasıl olmalı? İsmi farklı olabilir tartışma konularının. Ama özü bir. Hep bir emin olamama durumu. Herkes Kur'an-ı Kerim'den emin. Onun dışında ki her şeyi ya bir şekilde ispat bir şekilde kabul etme ya bir şekilde ikna etme çabasında. Kelam sanatı burada devreye giriyor. Bazen derste hocalarımızın bile kafasını karıştıracak şeyler çıkıyor içimden. Böyle olması gerekiyor çünkü. Allah birdir diyoruz başka şeye müracaat etmememiz gerekiyor. Etsek bile sadece tartışma boyutunda kalması gerekir. Ben bir sürü kelamcının farklı farklı düşünmesini yadırgamıyorum. Sadece doğru yalnız benimkidir denmesine tabii ki karşıyım. Bu insanların hepsi Allah peygamber kitap diyen insanlar. Kabir azabı var mı yok mu bunu düşünmek bence çok önemli değil çünkü kendinden emin bir hayat yaşadıktan sonra kabir pek de düşünülecek bir şey değil. Kader konusu belki bunların içinde gerçekten kafa yakabilir. Ben o konuda da kendimden şöyle eminim, risale-i nur'da bir Kader risalesi vardır onun bence tekrar tekrar zaman zaman arada açılıp okunması gerekiyor. Ben bu ilahiyat fakültesine başladığım zaman kendimi çok boş hissetmiştim. Bu kadar insanın arasında Ben ne yapacağım demiştim. Ama unutmuşum bir şeyi. Yıllar yılı risale-i Nur okuduğumu çok çabuk unutmuşum. Koca bir fakülteye itham edemem ama Risale-i Nur O fakülteden çok daha büyük bir üniversiteymiş bunu anladım. Bırak sıfır olmayı neredeyse ortalamanın üzerine çıkarmış beni. Bu kesinlikle benim zekamla alakalı bir şey değil. Risale-i Nur'a talebe olmakla alakalı bir şey. Fıkıh, Kelam, Osmanlıca gibi dersler'in zeminini bana Risale-i Nur sağlamış zaten. Zaten borçluydum şimdi bir de bu çıktı başıma. Risale-i Nur bir sanat. Gerçekten sanat.
Bu ders boyunca hep şunu düşündüm; ne kadar az düşünüyormuşum...