·324 syf.····Okunma: 31 Aralık 2017 10:29 Bakmak, görmek, fark etmek... Çoğunlukla birbirinin yerine kullandığımız, aralarında ayrım yapmadığımız kelimeler... Halbuki çoğu zaman bakarız fakat baktığımız şeyi göremeyiz, gördüğümüzü zannederiz. Bize görünen çok ufak bir noktadır belki de. Bazen görmek de yetmez, fark etmek gerekir. Aynı insana bakarız, aynı insanı görürüz ama her birimiz ayrı özellikleri fark ederiz. O yüzden görmek pek çok unsuru içinde barındıran bir dünyadır aslında.
Saramago, Körlük eserinde bizlere ismini bilmediğimiz bir ülkenin bir kentinde yaşayan ve bir anda kör olan insanların verdiği mücadeleyi simgelerle ve derin bir üslupla yansıtmıştı. Kör olunmamasına rağmen suskun kalınmaması gereken pek çok şeyin gerek yöneticiler, gerek aydınlar gerekse halk tarafından görmezden gelindiğini eleştirel bir dille anlatmıştı. Fazlasıyla sevmiştim bu eserini. İçinde bu kadar temsil unsuru barındıran körlük olgusunu bu denli güzel anlatan biri görme olgusunu kimbilir nasıl anlatmıştır diye düşünmüştüm, ki yanılmadım da.
Körlük eserinin devamı niteliğinde olan Görmek'te ise ilk eserde bulaşıcı bir körlüğe yakalanan insanların tekrar görmeye başlamasıyla yeni olaylar cereyan eder. Yapılan bir seçimde oylarının büyük çoğunluğunun boş/ beyaz çıkması idarecileri endişelendirir ve deyim yerindeyse cadı avı başlar. İşte bu eserde Körlük kitabından aşina olduğumuz doktor, doktorun karısı, siyah gözlüklü kadın, gözü bantlı yaşlı adam, ilk kör gibi karakterlerle yeniden buluşturur okuyucuyu Yazar. Beyaz körlükle ilişkilendirilen beyaz/boş oyların sorumluları aranırken yaşanan serüven yansıtılır okuyucuya.
Eserde üstü kapalı pek çok ifade yer alıyor. Yine hicivlerle, simgelerle dolu pek çok satır var. Bu satırları okurken aslında günümüzde de pek bir şeyin değişmediğini fark ettim. Pek çok konuda gördüğünü sanan ama kör olduğunun farkında olmayan yığınla insan var. Bunun yanı sıra eserde halkın büyük çoğunluğunun doğal bir hak olarak boş oy kullanması en azından bunu deneme cesaretini göstermeleri haklı bir direnişin sembolü bana kalırsa. Demokrasinin olduğu iddia edilen bir ortamda demokrasi adı altında yakışıksız uygulamaların yapılması, bu unsurun işe geldiği gibi kullanıldığını bir kez daha hatırlatıyor okuyucuya.
Daha önce Saramago okuyanlar yazarın üslubunu az çok bilirler. Yine cümleleri nokta yerine çoğunlukla virgülle ayırmayı tercih eden, satır aralarına inceden espriler ve kelime oyunları yerleştiren, kimi zaman iğneleyen, kimi zaman da şaşırtan bir Saramago üslûbu var karşımızda. Genel olarak eseri beğenmemin aksine son kısmını pek sevemedim. Sanki bir an önce bir sonuca bağlamak istercesine yazılmış bir son gibi geldi bana. Daha kaliteli, etkileyici bir son yazılabilirdi diye düşünüyorum.
Eseri okumak isteyenlerin öncelikle Körlük isimli eseri okumalarını tavsiye ederim. Aksi takdirde kitapta anlatılanlar havada kalacaktır. Saramago eserleri bir çırpıda okunacak eserler değildir; hazmedilmek, düşündürmek ister. Bakmanın ötesinde çevresindeki hakikatleri görebilen ve bu uğurda bir duruş sergileyerek çaba veren insanlar olmak dileğiyle. Keyifli okumalar.