An itibariyle bu platformda kayıtlı 150. kitabımı tamamlamış bulundum. Cengiz Aytmatov'dan okuduğum 13. eser oldu. Aytmatov bana göre Türk dünyasının, daha doğrusu Sovyetlerin gördüğü en büyük yazar. Bunun sebeplerini saymaya kalksam aciz düşerim.
Aytmatov'un büyük romancı kişiliğin yanı sıra iyi bir öykücü olduğu da aşikar. Aytmatov'un diğer hikayelerinden birçoğunu okumuştum ve şimdi sıra Bulgar Kızı ve Talas'ın Kıyısında öykülerini geldi.
İlk öykü olan Bulgar Kızı, İkinci Dünya Harbi zamanlarından geçiyor çünkü Almanların Rusya'yı vurduğunu öğreniyoruz. Olay Türkiye'de, İstanbul'da bir adada geçiyor. Bu adada Rumlar ağırlıkta ve kilise ile manastıra sahip. Henüz yirmili yaşlarında olan genç Bulgar Bahiara (adını yanlış yazmış olabilirim, bağışlayın) uzun bir yolculuk ile bu manastıra gelmiştir. Amacı ise rahibe olmaktır. Bu manastırın başrahibesi kızın niçin buraya geldiği sorar ama kızın bir utancı, bir günahı daha doğrusu bir türlü paylaşmadığı bir sırrı vardır. Bunu söylemek istemez. Aytmatov hikayede kızın psikolojini oldukça iyi anlatır. Bu rahibe adayının bir sıkıntısı, bir derdi olduğunu hissediriz ama ne olduğu hakkında tahmin bile yapmamıza fırsat vermez Aytmatov. Hikayes ise genç kızın rahibeler komisyonu tarafından değerlendirilme sürecinde manastırda konuk olması ve başını yastığa koymasıyla biter. Fakat herşey belirsizdir, çok muamma vardır. Adeta iyi bir psikolojik romanın giriş bölümü gibidir. Bu kadar çok soru işareti bırakması bana iki şeçenek sundu. Ya Aytmatov öykünün devamını okuyucunun belirlemesi istemiş ya da uzun bir hikaye yahut romanın baş kısmını yazıp devamını getirmemiş. Her halükarda tatmin eden bir hikaye.
Talas'ın Kıyısında hikâyesi ise sıpaycı olan bir babanın (sıpay, derelere kurulan odundan hendek anlamına geliyor hemen hemen) genç oğluna mesleğini öğretmek istemesi, daha iyi bir tabirle kuşaklar arası çatışmayı anlatıyor. Bu iki hikayeyi bana yazarını söylemeyip gösterseler birincide zorluk duyardım ama ikinci hikaye net Aytmatov'un diyebilirdim. Her Aytmatov kitaplarımda rastladığımız tipik isimler, babaya "ata" demek vs. Aytmatov'un genel özellikleri zaten. Kuşak çatışması güzel işlenmiş ve dedesinden miras kalan bu 1 asırlık mesleğini yapan baba, derin bir kutsiyet duyuyor. Oğlunun ve onun soyunun da bu mesleği olmasını diliyor. Mesleğini tamamen sahiplenmiş fakat sonu ne yazık ki istediği gibi olmuyor. Ama netice itibariyle iki hikayede Aytmatov kalitesinde, herkesin okuması gereken eserler.