Gönderi

Puan vermedi·168 syf.··
Beğendi
·
2024 45. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Aralık 2024 11:55
Yaşam, kelimenin tam anlamıyla son ana kadar kişinin son nefesine kadar anlamlı kalır. *** Viktor E.Frankl'ın daha önce "İnsanı Anlam Arayışı" adlı kitabını okumuştum. "Duyulmayan Anlam Çığlığı" ise okuduğum ikinci kitabı oldu. *** 2.Dünya Savaşı'nda, toplama kampında esir tutulmuş. Savaşın sona ermesiyle ölümden son anda kurtulmuş. ( tüm ailesini esir kampında kaybetmiş.) Ve yaşadığı, tanık olduğu acılar neticesinde hayatı sorgulamaya, anlam aramaya başlamış. Avusturyalı nörolog, psikiyatr. "Hayatın bir anlamı varsa acı çekmenin de bir anlamı vardır."diyerek yeni bir ekolun kuramcısı olmuş. Yani "Logoterapi'nin" Logoterapi: "Anlam yoluyla terapi(iyileşme)." Frankl diyor ki: Günümüzde insanların, insanlığın en büyük sorunu "Anlamsızlık." Anlamsızlık duygusu, varoluşsal boşluk, kitle nevrozu olarak adlandırılacak kadar artmakta ve yaygınlaşmaktadır. ''Sigmund Freud, Prenses Bonabarte'ye yazdığı mektubunda şöyle demiştir: "Kişi, yaşamın anlamını veya değerini sorguladığı an, hastadır.'' Ama ben, yaşamın anlamını merak eden bir insanın, ruh hastalığını dışa vurmaktan çok, insanlığını kanıtladığına inanıyorum. Yaşamda anlam arayışına yönelmek için nevrotik olması gerekmez, ama gerçekten de insan olması gerekir. ne olursa olsun, daha önce de belirttiğim gibi anlam arayışı insan olmanın ayırt edici bir özelliğidir. (s.27) Bu konuda Freud da Frankl de haklı gibi. ... "Yaşam için bir anlam aramak hatta böyle bir anlamın olup olmadığını sorgulamak insanın bir başarısıdır. " (s.87) Frankl; amacı, hedefi olmayan bireylerin hayatın anlamını bulamayanların ruhsal rahatsızlıklara daha yatkın olabileceğini söylüyor. İşte Viktor E. Frankl'i ,Freud'dan-Adler'den ayıran yanı da budur. İnsan ancak hayatın içinde kendine bir anlam bularak yer edinebilirse İyileşebilir. *** Viktor E. Frankl, devam ediyor: "Bugün, anlam istemi engellenmektedir. Giderek daha çok hasta anlamsızlık ve boşluk duygularından, bir boşunalık ve anlamsızlık (absürdlük) duygusundan ötürü psikiyatristlere başvurmaktadır. Bu hastalar, günümüzün kitle nevrozunun kurbanlarıdır. (s.90) Amerika'da intihar girişiminde bulunan 60 öğrenci üzerinde anket yapılmış ve bu öğrencilerin yüzde 85'i, intihar girişimlerine gerekçe olarak “yaşamın anlamsız gözükmesini" göstermiştir. Ama daha da önemlisi, yaşamı anlamsız gören bu öğrencilerin yüzde 93'ünün "aktif bir sosyal yaşamları vardır, akademik performansları yüksektir ve aileleriyle ilişkileri iyidir.” ( Paulo Coelho'nun "Veronika Ölmek İstiyor"eserini anımsadım.Çünkü Veronika da yüzde 93'e dahil edilebilecek bir karakterdi.) Özellikle gençler arasında çok yaygın olan intihar olayları, dünya çapında yaygınlaşan şiddet ve uyuşturucu bağımlılığı gibi olgular da anlamsızlık boşluk duygusunun belirtileri arasında yer almaktaymış. Sorgulamaya, anlam aramaya daha meyillilermiş. O anlamı bulamadıkları için de istenmeyen bu durumların içinde buluveriyorlar kendilerini. Günümüzde birçok insan artık bir anlam ve amaç bulamıyor. Sigmund Freud'un bulgularının tersine insan artık cinsel olarak engellenmiyor, "varoluşsal olarak engelleniyor." Ve Alfred Adler'in bulgularının tersine başlıca şikâyeti artık aşağılık duyguları değil, "varoluşsal boşluk" olarak adlandırdığım bir boşunalık, anlamsızlık ve boşluk duygusudur. Bunun başlıca belirtisi can sıkıntısıdır! Arthur Schopenhauer, insanlığın ihtiyaçla can sıkıntısı uçları arasında sonsuza kadar mekik dokumaya mahkûm gibi gözüktüğünü söylemişti... (s.95) *** Frankl'in geliştirdiği bir başka teknik ise paradoksik niyet Kaygıdan kurtulmaya çalışmak yerine, kaygıya sarılın, kendiliğinden ortadan kalktığını göreceksiniz diyor. Kaygı-endişe ve korkularımızdan kaçmak yerine üstüne gitmemizi salık veriyor Frankl işte o zaman paradoksik niyet adını verdiği terapi tekniği ile kişinin fobi-opsesif kompülsif gibi rahatsızlıklardan kurtulabileceğini öne sürüyor. ** Yalnız bu yöntemin ileri seviyede psikiyatrik vakaların iyileştirilmesinde etkisinin az olduğunu da belirtiyor. **** Yaşamak acı çekmektir; yaşamı sürdürmek, çekilen bu acıda bir anlam bulmaktadır. Eğer yaşamda bir amaç varsa, acıda ve ölümde de bir amaç olmalıdır. Ama hiç kimse bir başkasına bu amacın ne olduğunu söyleyemez. Herkes bunu kendi başına bulmak ve bulduğu yanıtın öngördüğü sorumluğu üstlenmek zorundadır. Tolstoy'un yazdığı "İvan İlyiç'in Ölümü"eserinde İvan İlyiç, hayatında her şey yolunda giderken, işi var, ailesi, arkadaşları var (her ne kadar riyakâr olsalar da) bir gün birden bire hastalanır yatağa düşer. Teşhis konulamaz. Yakın zamanda öleceği söylenir. Artık odasında yatağında bir başına ölümü bekler. Eşi, çocukları, arkadaşları hiç kimse onu umursamaz. İşte o zaman düşünmeye, sorgulamaya başlar. Geçmişini, yaşadıklarını, farkında olamadıklarını, her şeyi ve bir anlam arar son nefesinde...) -Kim bilir belki de ölümün kendisidir yaşamın anlamı... - İşimiz, paramız, evimiz, ailemiz, sahip olduğumuz veya hâlâ daha fazlasına her defasında daha fazlasına sahip olma arzusu ile tutuştuğumuz pek çok şey var hayatımızda. Ama düşünmek, nedenini, niçinini sorgulamak bir anlam arayışı içerisinde o anlamı bulmak, bulmaya çalışmak YOK. Hiçbirimiz düşünmüyor, sadece düşündüğümüzü zannediyoruz. Böylece gelip geçiyor ömür... Nedir hayatın anlamı? Bana kalırsa özgürlüktür. Bağımsız olmayı başarmış olmaktır. Kendini tanımak, kendini bilmektir. Mutluluktur belki de. Mutluluğun içimizde olduğunu idrak edebilmektir. Belki de yaşamın kendisi bir anlamdır, insana bahşedilen... -Cevap verelim yaşama-
Psikoloji
Duyulmayan Anlam ÇığlığıViktor E. Frankl · Totem Yayınları · 2018853 okunma
·
145 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.