Yeni bir kitaba başlarken hep bir umut, bir heves sarar içimi. Okuduğum ilk cümleden itibaren bir şeyler düşünürüm, bu kimi zaman yazarın hayatı hakkında kimi zaman da karakterin yazarın içsel yapısıyla olan uyumuyla alakalı olur. Ve elbette kitabın sonunda bana ne katacağı, ileriki sayfalarda bana ne düşündüreceğiyle ilgili. Bu kitaba ilk başladığımda pek de ilgimi çekmediğini düşündüm, aslına bakarsak bu tarz romanları okumayı çokça severim, hatta yazarın 'İçimizdeki Şeytan' adlı eserini okuduğum ilk andan itibaren çok severek ve çok etkilenerek okumuşumdur. Nedendir bilmem, 'Kürk Mantolu Madonna'ya başladığım an hiç de öyle bir izlenim yaratamadı bende. Tâki Raif'in Kürk Mantolu Madonna tablosuna büyük bir alaka ile hayran oluşuna dek. Bir aşkın başlangıcından ziyade bu sahneler bana çok daha farklı şeyleri düşündürüp, hissettirmişti. Bir kimsenin, sadece çizilmiş bir resmine bakarak, büyük bir bağlılıkla resimdeki kişiye saygı duymak, o resimde kendinden bir şeyler bulmak ve hatta o kişinin kendiyle olan görünmez bağını yalnızca bir tablodan görmek... Bu tür bir şeyi tasavvur etmek kimi için manasızca görülebiliyor. Bazı noktalarda her ne kadar bana da öyle gelse bile, sanırsam ben de tıpkı Raif gibi hayal dünyasında yaşamayı daha çok seven bir kişiliğe sahip olduğum için onu çok iyi anlıyordum, hatta bazı noktalarda onun verdiği kararlarla kendi vereceğim kararları kıyaslayınca düşüncelerim onunla aynı noktaya çıkıyordu. Gariptir ki Sabahattin Ali konuyu ve kişileri o kadar güzel işlemiş ki Maria ile apayrı insanlar olsak bile, onda dahi bazen kendimi buldum. Tıpkı dünyada her insanın birbirine benzer yönleri olabileceği gibiydi anlayacağınız. Beni çok etkileyen birkaç alıntıyı buraya yazıp size keyifli okumalar diliyorum.
"Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!..."
"Hiçbir şey beni, hakkımdaki bir kanaati düzeltmek mecburiyeti kadar korkutmazdı."
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali