Puan vermedi·96 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Aralık 2024 22:54 „Çocukluktan beri yapmak istediğimiz bir sürü şeyi yapmaktan, sadece etrafımızdakiler "bu işi yapamaz" dediği için, kim bilir kaç kere vazgeçmişizdir.“
Rahip bir ölünün ardından dua etmek için gittiği evde kimsesiz kalan ve gözleri görmeyen bir kız çocuğu görür. İnancı ve vicdani kızı geride bırakmaya razı gelmez. Ailesizle sorun yaşayacağını bile bile onu alıp evine getirir ve kızın eğitimiyle ilgilenmeye adar kendini. İşin içine hiç hesapta olmayan aşk da girer. Zamanla bu öğrenme-öğretme yolculugunun kendisi bir senfoniye dönüşür.
Kimin kime pencere açtığı belirsizleşiyor zamanla. Çünkü düşünün bir defa, gözleri hiç görmemiş birine kelebekleri nasıl anlatmalı, renkleri, ışığı ve karanlığı, suretleri nasıl tarif etmeli, ya güzelliği? Hepimizin gördüğü dünyayla o kız çocuğunun görmeye çalıştığı dünya arasında incecik bir çizgi çiziyor Gide. O incecik çizginin ışığında ezelden beri bildiğimiz ama daha önce gözlerinin içine uzun uzun bakmadığımız şeylerle bakışıyoruz.
Bu noktalarda insan çok çaresiz hissediyor kendini. Yani ne bileyim, herkesin bildiği ve bilmek için hiç çaba harcamadığı bir şeyi elle tutulur hale getirmek ve görmeyen birinin avuçlarına bırakmak ne zor şey.
André Gıde de muhafazakar bir ailede büyümüş, dini bir eğitimden geçmiş. Din, inanç ve yaşam hakkında uzun uzun düşünmüş olmalı. Bunları birbiriyle hem dövüştürmüş hem de kucaklaştırmış olmalı. Rahibin inanciyla hisleri arasında kalışındaki doğallığı buna bağlıyorum.
Yazıldığı zaman düşünülürse gayet normal şeyler olsa da romantizm, kaderin oyunları, hikayeyi fazla dramatik biçimde sonlandırmak falan içimi kıymadı değil, yalan yok..Ama tüm bunlar bir oturuşta okunabilecek güzel bir novella olduğu gerçeğini değiştirmiyor.