Deniz Feneri, yazarın okuduğum ilk romanı. Eserlerini okuduğum diğer İngiliz kadın yazarlar - Jane Austen, Emily Brontë, Charlotte Brontë - gibi Virginia Woolf 'un da romantik bir tarzı ve oldukça feminen bir üslubu olacağı yönünde bir düşüncem vardı. Tabi bu beklenti biraz da yazar hakkındaki cehaletime dayanıyordu. Yazar, çağının kadınlarına kıyasla oldukça sıradışı ve serbest bir yaşama sahip olmuş. Edebiyat eleştirmeni olan babası sayesinde neredeyse doğumundan itibaren edebiyat çevrelerinin içinde bulunmuş ve bu sayede dünya görüşü ve hayata bakış açısıyla çağının çok ötesine geçmiş bir kadın. Modernist ve feminist bir yazar.
Deniz Feneri, roman türünde olmasına rağmen belirgin bir olay örgüsüne sahip değil. Kitap boyunca karakterlerin düşünce akışlarını ve sınırlı sayıdaki diyaloglarını okuyoruz. Eserin bu yönü-karakterlerin düşüncelerini takip etmek, aynı olay hakkındaki farklı çıkarımlarını okumak, duyularıyla çevrelerini ve olayları algılama biçimlerini görmek - benim için en tatmin edici kısımdı.
Oldukça akıcı bir eser olduğunu belirteyim. Bununla birlikte okuyucu için yer yer takip etmeyi zorlaştıran ve tıkanıklığa yol açan sorunların çeviriden kaynaklandığını düşünüyorum. Çevirmen dile oldukça hakim olmasına rağmen, esere samimiyet ve sıcaklık katmak gibi bir amaç gütmemiş. Dilimizdeki geleneksel söyleyişlerden yararlanmamış. Eserin dili, akademik denilebilecek düzeyde soğuk. Okurken, Martin Eden'in çevirmeni Levent Cinemre'yi yâd edip, eseri onun çevirmiş olmasını arzu ettim.
Bununla birlikte yazarın bilinç akışı tekniği ile kaleme aldığı başkaca eserlerini okumuş ve sevmişseniz Deniz Feneri'de büyük bir zevkle okuyacağınız bir eser. İlgililerine tavsiye olunur.