Sizlerle bilge imparator Marcus Aurelius'un #kendimedüşünceler eserini paylaşacağım. Roma İmparatorluğunun son dönemlerinde başa geçen ve Roma'ya pek zaferi getiren ender kralardan biri Aurelius. Onu farklı kılan şey ise felsefeyle ilgilenmesi. Çünkü kendi döneminde krallar siyasi ve askeri ilimlerle dışında başka ilimle ilgilenmiyorlar ve felsefeyi bir alt kesimin avuntusu olarak görüyorlardı. İşte bu algıyı Stoa felsefesini öğrenip yazıya döken Aurelius yıktı, hemde veciz bir örnekle.
"Eğer aynı anda hem üvey annen, hem de öz annen olsaydı üvey olana saygı duyar, yine de sürekli öz annene dönerdin. Saray ve felsefe için şimdiki durumun da öz anne ve üvey anne gibidir. Sürekli felsefeye dön, onda huzur bulursun, onun sayesinde her yer sana katlanılır gelir ve sen de sarayları katlanılır görürsün."
Stoa felsefesine bu denli sarılmasının sebebiyse doğaya uyuma önem vermeleri. Aurelius yaşamı boyunca başına gelen hiçbir şey için sızlanmadan yoluna devam etmiş biri, yani doğası neyi gerektiriyorsa onu yapmış. Zaten eserinde bu hususa çok vurgu yapıyor. Birde zamanın geçiciliğine ve fani olmaya fazlasıyla değinmiş.
"Çok yakında küle ya da iskelete dönüşeceksin, bir ihtimal ismin kalacak geriye, belki o bile kalmayacak. İsim dediğin sadece ses ve yankıdır. Hayatta onca onurlandırdığımız her şey boş, çürümüş ve önemsizdir."
Eseri okurken farklı detayları da yakalıyorsunuz. Evvela toplum yararına hareket etmenin önemine değiniyor. Bence tam bir kova burcu bakış açısına sahip. İkinci olarak çağının eziyet veren Tanrı anlayışına eleştirerek "Acı çektirmek için canlıları yaratan bir Tanrı acizdir ve Tanrı muhtevası geregi aciz olamayacağına göre böyle bir neden sonuç ilişkisi kurulmaz" diye ekliyor. Okurken kitapta pek çok satırın altını çizeceğinize emin olabilirsiniz. Ben çok güzel alıntılar not ettim. Fırsatım oldukça sizlerle paylaşacağım.
Marcus Aurelius