Harika bir romantizm kitabı, olağanüstü bir betimleme yeteneği, tam bir başyapıt. Huzurlarınızda: Vadideki Zambak
Eserin artı ve eksilerine geçmeden önce karakterleri, yazarımızın hayatından ve kitap hakkında birkaç ince bilgilerden bahsetmek istiyorum. Kitabımızın ana karakteri Felix adında genç bir delikanlı olmasına rağmen Felix'ten daha da fazla göze çarpan ve okurken benimle daha iyi bağ kurabilmiş Madam de Mortsauf'un (Henriette) benim için asıl ana karakter olduğunu belirtmek isterim. Bunların dışında Henriette'nin (yazımın devamında Madam de Mortsauf'tan böyle bahsedeceğim) kocası Mösyö de Morsauf, Henriette ve Mösyö de Mortsauf'un çocukları Jacques ve Madeleine, Felix'in aromantik(?) bir ilişki içinde bulunduğu Lady Dudley ve Felix'in bu koca eseri yazdığını kişi Nathalie başlıca karakterlerimizdir.
Felix varlıklı, soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Ancak ailesi tarafından üvey evlat muamelesi görmektedir. Annesi ve babası onu hiç umursamamaktadır. Ancak bir gün aile Felix'in bir baloya katılması gerektiğini söyler ve Felix baloda, kendi tabiriyle "Yanıma oturan kadına baktığımda, gözlerim, şenliğin başaramadığı ölçüde kamaştı; benim tüm şölenim o oldu." diye ifade ettiği Henriette'i görür ve onun kusursuz omuzlarına bir öpücük kondurur. Tabii haliyle Henriette bundan rahatsız olarak Felix'in yanından ayrılır ve Felix, bir nevi, Henriette'i aramaya başlar. Ve ailesi Felix'i, ince bir hastalığa yakalandığı gerekçesiyle, onu Touraine bölgesine gönderir ve Felix orada Mösyö Chessel adında aristokrat birisiyle tanışır. Mösyö Chessel ise Clochegourde Şatosunda bulunan Henriette ile Felix'in tekrardan görüşmesine vesile olur. Felix buradaki aile ile tanışır ancak ailede vahim bir durum söz konusudur. Mösyö de Mortsauf, Jacques ve Madeleine hastalıklardan mustariptirler. Çocuklar için ölümcül olabilecek kadar güçlü olan bu hastalık, Mösyö de Mortsauf'un ise çabuk sinirlenmesine ve kişilik bozuklarına neden olur. Aradan zaman geçer ve bu ailedeki herkes Felix'i sevmeye başlar, hatta Henriette ile aralarında duygusal bir takım çekimler oluşmaya başlar ancak Henriette dindar ve kocasına sadık bir kadın imajı vermektedir. Bu yüzden Henriette Felix'e bir anne gibi davranmaya başlar, hatta ve hatta Felix ile kızı Madeleine'nin gelecekte evlenmelerini dahi istemektedir. (Söylemeden geçmeyelim Henriette Felix'ten büyüktür, hatta Henriette Felix'i ilk gördüğünde, Felix 21 yaşında olmasına rağmen, 13 yaşında sanmıştır.) Gel zaman git zaman Henriette ve Felix artık birbirlerine sırlarını açmaya, her şeyi birbirlerine anlatmaya ve birbirlerine ufak ufak sevgi gösterileri yapmaya başlarlar. Fakat bir süre sonra Felix, Henriette'in de yardımıyla, dönemin Fransa Kralı'nın yanında çok önemli bir işe başlar. Bu işi ise 6 aylık periyotlar halinde sürdürür. Yani 6 ay çalışır 6 ay Clochegourde Şatosun'a geri döner. Ancak bu süreç içerisinde Felix, Lady Dudley adında İngiliz soylu bir adamın kızıyla tanışır. Felix'in kalbi her ne kadar Henriette için atsa da, ruhu ona ne kadar bağlı olsa da kendi bir takım hazlarına yenik düşer ve Lady Dudley ile beraber olur. Lady Dudley ise, her ne kadar Felix'in Henriette'ye olan düşkünlüğüne ve bağlılığını bilse de, Felix'in canını vermeye hazır olduğunu, onun için her şeyi yapabileceğini söyler. Ancak Felix, Lady Dudley'de, İngiliz soğukluğu gereği, Henriette gibi bir yakınlık ve sıcaklık hissedemez. Felix tekrardan Clochegourde Şatosun'a döndüğünde ise Henriette'i kendisine karşı çok daha soğuk bir şekilde bulur, bunun nedeni Henriette'in, Felix ve Lady Dudley arasındaki ilişkiyi öğrenmiş olmasıdır. Bu olaylardan sonra Henriette Felix'e iyiden iyiye anne gibi davranmaya başlar. Onu bir aşığı gibi değil de evladı gibi görür ve artık eskisi kadar kendini açmaz konuşmaz. Bunun üzerine Felix kralın yanına döner. Ancak bir süre sonra Henriette'in çok ciddi bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve apar topar Clochegourde Şatosun'a geri döner. Yolda Henriette'in doktoru ile karşılaşır ancak doktor, yetişebilmeniz bile mucize olur, diyerek durumun ciddiyetini anlatır. Durum şudur ki Henriette, Felix'e olan kıskançlığından dolayı haftalardır ne yemek yemiş ne su içmiş ne de uyuyabilmiştir. En sonunda da yiyip içemeyecek kadar organları iflas etmiştir. Henriette Felix'e bir mektup verir ve çoğu günahlarını rahibe itiraf edip gözlerini yumar. Henriette'in ölümünden sonra ise Jacques ve Madeleine annelerinin ölümünden dolayı Felix'i suçlu tutar ancak Mösyö de Mostrauf ise Henriette'e çektirdiği zulümden dolayı kendini suçlu bulur. Mektupta ise Henriette Felix'e olan aşkını itiraf eder ancak dindar ve sadık bir kadın olduğu için sürekli olarak bu aşk nefsini bastırmaya çalıştığını fakat yaşadığı kıskançlıkta eklenince artık dayanamadığını Felix'e sunar. Felix bu olaylar üzerine kendini bilime, işlerine verir ve mevkisi iyice yükselir, bu süre zarfında da hiçbir kadınla görüşmez. Aradan yıllar geçer ve Nathalie adındaki kadına sevgisini ve geçmişini sunmak için bu eseri ona gönderir. Nathalie ise bunca olaydan sonra, kendi deyişiyle "Seveceğim erkeği bütün özellikleriyle kabul etmek isterim, ama Madam de Mortsauf ile evlenemem." diyerek Felix'i reddettiğini söyleyen bir mektupla eserimiz bitmektedir.
Honore de Balzac'ın kişisel hayatı ve aşk ilişkileri, romanın pek çok yönüne ilham kaynağı olmuştur. Henriette karakterinin, Honore de Balzac’ın hayatındaki bir kadından esinlenerek yazıldığı düşünülür. Henriette karakteri, Honore de Balzac’ın gençliğinde âşık olduğu Laure de Berny adlı kadından esinlenmiştir. Honore de Balzac, Laure’yi hayatının önemli figürlerinden biri olarak görmüştür. Ayrıca Honore de Balzac kitaptaki Felix karakteri gibi varlıklı bir aileye mensup olmasına rağmen babası ve annesi tarafından üvey evlat muamelesi görmüş ve çoğu zaman yatılı okullarda büyümüştür. Hatta ailesi Honore de Balzac'ı yatılı okulda okurken sadece 2 defa ziyaret ettiği söylenir. Yazarın hayatına baktığımızda eserinde ne kadar derin izlerinin taşıdığını görebiliyoruz. Ayrıca roman, sadece bir aşk hikayesi değildir; aynı zamanda Fransız toplumuna dair bir eleştiri sunar. Honore de Balzac, aristokrasinin çöküşünü, burjuvazinin yükselişini ve sınıfsal çatışmaları Felix’in ailesi ve çevresi üzerinden işler. Felix’in ailesi, onun kendi mutluluğunu bulması yerine toplumsal beklentilere uygun bir hayat sürmesini ister. Bu durum, dönemin sınıf baskılarını yansıtır. Ve son olarak şunu da belirtmek isterim, söylenene göre Honore de Balzac gerçekten Touraine Vadisi'ni görmüş ve bu bölgeden etkilenip betimlemelerini buna uygun yapmıştır.
Eserin bir özetini çıkartıp sizlerin de bilgilerini tazelediğime göre eserin öncelikle beğendiğim yönleri hakkında konuşalım:
~Olağanüstü belki de okuyup okuyabileceğim en iyi betimlemelere sahip. Bazen en ufak şeyi bile anlatırken 5-6 sayfa boyunca o şeyi en ufak ayrıntısına kadar anlatmayı başarıyor yazar. Üstelik sadece fiziksel değil duygusal, ki bence en vurucu noktası burası, olarak o kadar iyi bir anlatım yapılıyor ki aklınızda soru işareti kalmıyor aksine kendi içinizde hissettiğiniz ancak bilmediğiniz duyguları öğreniyorsunuz.
~İyi zamanlamada mekan ve olay değişimleri var. Zaten kitap yaklaşık 100. sayfasından sonra açılmaya başlıyor, ilk 100 sayfayı karıştırmıyorum o yüzden, sonraki sayfalarda da tam tekrara mı düşecek acaba derken yazar tam zamanında müdahale edip ana karakterlerimizin hem duygusal hem mekansal yapısını değiştirmeyi başarmış.
~Henriette'in duygu durumunu çok iyi yansıtmış. Okuyucu olarak en son ana kadar Henriette'in Felix'e gerçekten bir aşk mı beslediğini yoksa bir anne misali onu sebepsiz ve kusursuz bir şekilde mi sevdiğini anlayamıyoruz. Henriette gerçekten hem beni hem Felix'i ikilemde bırakmayı başardı.
~Son kısımlara geldikçe betimlemenin biraz daha azalıp olayı bitirme aşaması bende sürükleyiciliği ve akıcılığı artırdı. Çünkü roman her ne kadar betimleme tarafında muazzam bir başarmış olsa da dahi akıcı bir okuma yapabilmek için sizin betimlemelere resmen aşık olmanız gerekiyor, o açıdan okuması zor bir eser olsa dahi sonlarda bu yapısını biraz olsun kırabilmiş.
~Son olarak da döneminin siyasi, psikolojik, sosyolojik ve toplumsal yapısına göndermeler ve sitemlerde bulunan yazarın bunları anlatma tarzını çok sevdim. Çünkü size bu yapıları direkt olarak "al bak bunlar böyle böyle" demek yerine karakterler üzerinden göstermiş. Mesela İngiliz yapısını Lady Dudley'den, aristokrasi yapısını Mösyö Chessel'den, dindar ve fedakar Fransız kadınını Henriette'den, kendini Tanrı gibi gören erkek yapısını Mösyö de Mortsauf'tan görmekteyiz.
Gelelim kitabın beğenmediğim özelliklerine:
~#252130376 incelememde de bahsettiğim üzere artık şu temadan bıktım ya: Bir erkek melankoli içindedir, herhangi bir yerde tesadüfen bir kadını görür ve aşık olur, ancak kadın evlidir ve muhtemelen çocukları vardır, buna rağmen erkek ile kadın arasında bir aşk başlar, en sonunda da ya ikisinden biri (bazen ikisi de) ölür veya kadın başka bir adamla beraber olur. Kitap okuma alışkanlığı kazanmadan önce bu tür çok eşli şeylerin sadece zamanımıza özgü bir iğrençlik olduğunu sanırdım ancak okudukça görüyorum ki bu yüzyıllardan beri böyleymiş, hâlâ böyle ve maalesef bu şekilde de devam edecek.
~Yukarıda da bahsettiğim konuya benzer bir şekilde kitap Genç Werther'in Acıları eserine çok benziyor. Biraz daha betimleme eklenmiş ve detaylandırılmış halini anımsattı bana okurken birçok defa.
~Her ne kadar betimlemelerine övgüler yağdırmış olsam da, betimlemeler benim için ilk okumam sırasında fazla uzun geldi ve o akıcılığı, merakı yakalayana kadar kitabı okumak yorucu bir aktiviteye dönüştü. Neden böyle yapmış demiyorum, hatta iyi ki de böyle yazılmış fakat benim için akıcılık şu dönemlerde önem taşıyor. Biraz da benim saflığımdan olan bir olay aslında.
~Bazı olaylar çok çabuk gerçekleşiyor. Mesela aynı yeri defalarca okumama rağmen Lady Dudley'in neden ve nasıl Felix'e bir anda aşık olduğunu anlamadım açıkçası. Eserin bir kısmından sonra betimlemeler azalıp akıcılık artıyor evet ama bazı olaylar bir anda oluvermiş hissi de uyandırmaya başlıyor. Çünkü kitabın başında sürekli olarak her şeyi açıklama çabasıyla okur olarak sonrasında da böyle şeyler beklerken bir anda hop hadi buradan sonrasını da sen hayal gücünle temasına girmesi biraz garip olmuş.
Son olarak eseri okurken yaşadığım şeyleri söylemek istiyorum, bunlar kitabın eksileri veya artıları değil sadece düşüncelerimi dile getirdiğim cümleler:
~Mösyö de Mortsauf gibi olmak istemezdim açıkçası. Hem kötü bir baba hem kötü bir eş hem sevilmeyen bir adam hem de karısı başka birisine aşk besliyor.
~Henriette'in şu kocam var, sadık olmam lazım ama seni de sürekli ikilemde bırakarak yan cebimde tutmak istiyorum anlayışı beni bitiriyor. Bir karar ver artık kocanı mı seveceksin Felix'i mi sürekli bir ona bir ona yakınlaşıp durma.
~Seni sevemem ama al kızım senin olsun ne demek ya? Çocukluğumuzu, gençliğimizi zaten sizin sığ kalıplarınız yüzünden yaşamak zorunda kalıyoruz bari geleceğimizi bizim seçmemize izin verin. Senin gerçekleştiremediğin zevklerini neden benim sevmem ve gerçekleştirmem gerekiyor, bırak da özgür yaşasın kız.
~Aynen, bütün haltları yiyin, kötülükleri yapın, düşünmeden hareket edin ondan sonra bütün bu olayların ve olanların suçlusu Tanrı olsun. Oldu canım. Yediğiniz haltlar yüzünden Tanrı'yı suçlamayı bırakıp biraz sorumluluk sahibi olun.
~Dünya senin etrafında dönmüyor Henriette, her ne kadar dindar, sadık, fedakar bir anne ve eş dahi olsan insanların da kendi hayatları var. Kimse senin için veya senin dediklerinle yaşamak zorunda değil. Dünyada olan bütün iyiliklerin sorumlusu sen olmadığın gibi kötülüklerin de sorumlusu değilsin.
~Her ne kadar hislerini onaylamasam da ölümü dahi göze alıp son âna kadar eşine sadık, dinine bağlı kalmayı başardın Henriette. Yaşamında duyduğumdan daha fazla olarak ölümünden sonra sana olan saygım arttı.
Kısacası eserle ilgili görüşlerim bu şekilde. Ancak kitabı okuyacak okurlar için birkaç önerim olacak. Lütfen dolu olduğunuz, zihninizin bulanık olduğu, okuma alışkanlığınızın olmadığı veya okuma isteğinizin olmadığı bir zaman diliminde bu güzelim eseri heba etmeyin. Ben bu hataya düşerek kitabı 7 ay öncesinde 200 sayfa okuyarak bıraktım. Çünkü ne okuduğumdan bir şey anladım ne de okuduğumdan zevk aldım. Bu eseri gerçekten okumak istiyorsanız, boş bir zamanınızda okuma deneyiminiz olduktan sonra, tane tane anlayarak okumanız. Böylelikle keyifli bir okuma deneyimi yaşayacağınızı garanti ediyorum. Eğer bu eseri okuyup beğendiyseniz Genç Werther'in Acıları eserini de okuyabilirsiniz, benzer bir tema işlenmekte.
Sonuç olarak kitabı oldukça beğendim. Başyapıt olarak nitelendirmiş olsam da 8 puan vermemin sebebi ise temanın biraz sıradan kalışı ve çok uzun betimlemelerle boğulmuş olmamdan dolayı. Ancak bunlar tamamen kişisel sebepler. Kesinlikle hayatınızın bir döneminde okumanızı ve özellikle de okuduktan sonra okutmanızı isterim.
~Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür eder, keyifli okumalar dilerim.~