Sizlerle #agathachristie külliyatı arasında önemli bir yere sahip #üçüncükız romanını paylaşacağım. Yazarlık serüvenine kız kardeşinin "Neden anlattığın hikâyeleri yazmıyor musun?" sorusu üzerine başlayan Agatha neredeyse elli yakın hikâye yazmış ve kitaplarında iki önemli dedektif karakteri önplana çıkmakta; hiç evlenmemiş olan polisiye kurgulara meraklı Miss Marple ve herkesin beğeniyle okuduğu Hercule Poirot. Babacan tavırlı yaşlı dedektifin her ne kadar karşısındaki kişiden hoşlanmasa da kibar davranması takdire şayan.
Gelelim hikâyeye; bir gün ansızın dedektifin ofisine aklı karışmış halde bir kız girer. Hızlı hızlı bir şeyler söyleyip daha dedektif konuşamadan aynı hızla ofisten çıkar ve ortadan kaybolur. Hemen polisiye yazarı olan arkadaşı Ariadne Oliver'a ulaşıp yardımını ister. Aralarında şöyle bir diyalog geçer.
"Aile hakkında çok şey biliyorsunuz."
"İnsan bazı şeyleri duyuyor. Bizim Lorrimerler çok gevezedir. Durmadan dostlarından söz ederler. İnsanın duymadığı dedikodu yok. Şu kızın adını hatırlayabilseydim. Bir şarkıyla ilgiliydi. Thore?.. benimle konuş Thora. Buna benzer bir şey. Böyle bir isim... Norma, Norma Restarick." Sonra durup dururken ekledi. "Üçüncü kız o."
Ofise gelen kızın Norma oldugunu öğrenen Poirot çabucak kızın iki kadınla kaldığı daireye gelir. Ayrıca binada yakın zamanda başka bir kadın intihar etmiştir. Cinayetten şüphelenen yaşlı dedektif araştırmaları sonucu Norma'nın esrarlı bir erkek arkadaşı olduğunu öğrenir. Peki düğüm kim çözülüyor dersiniz? Cevabı sayfaların arasında.
Bir hususu da eklemek istiyorum. Eğer ilk önce Sherlock Holmes'un hikâyelerini okuduysanız Agatha'nın kurguları daha basit gelecektir. Hele de günümüz polisiye romanlarıyla kıyaslarsanız beğenmeyebilirsiniz. Ama yazarın kitaplarını 1930lu yıllarda yazdığını hesaba katarsanız daha makul yaklaşabilirsiniz.
Agatha Christie