Kitabın dili fazlaca literatürel ve oldukça ağdalıydı. Açıklama temelli böylesi bir kitapta yüksek edebi dil şık durmaktan ziyade irite edici durmuş doğrusu.
Kitabın ilk bölümü olan 'Sinirsel Şiddet' başlığında yer verilen negatif ve pozitif şiddet kavramları aydınlatıcıydı. Bilhassa pozitif şiddet tabiri ve kapsamı dikkat çekiciydi.
Kitabı genel manada beğenmiş olsam da en çok ilgimi çeken ve istifade ettiğim bölüm, kitabın 'Disiplin Toplumunun Ötesinde' adlı ikinci bölümü oldu. Yazar bu kısımda güzel sosyolojik ve psikolojik tespitlere yer vermiştir. Burada çağımız toplumunun, disiplin toplumundan bir tür performans toplumuna geçiş yaptığını ileri sürmektedir. Bu geçiş her ne kadar kulağa pozitif yönlü bir değişim (gelişim) gibi geliyor olsa da doğurduğu neticelerin pek de parlak olmadığına vurgu yapıyor yazar.
Performans toplumundaki 'performans bireyi', disiplin toplumundaki 'itaatkar birey'den daha özgür değildir çünkü. Zira performans öznesi, kendisine sürekli olarak yüklediği iş ve performans kaygısı dolayısıyla kendi kendini sömürür. Disiplin toplumundaki itaatkar kişi, bir başkası tarafından sömürülürken performans öznesi hem sömüren hem sömürülen/ hem av hem avcı konumundadır. En nihayetinde performans öznesinin bu içkin mecburiyet hali, paradoksal bir özgürlüğü beraberinde getirir. Çağımızın psişik hastalıkları da işte bu paradoksal özgürlüğün patolojik bir dışa vurumudur.
Kitabın tam anlamıyla idrak edilebilmesi için sağlam bir entelektüel donanım gerekmektedir. Çünkü yazar sık sık başka yazarlara, eserlere ve bu eserlerin terminolojisine de değişmektedir.