Gönderi

LOLITA
8/10
·364 syf.··
2025 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2025 00:00
Lolita... Son derece ahlaki bir kitap olduğu Nabokov'un mektuplarıyla sabit bir eser. Elimde duran Lolita ya da okumaya yeltendiğiniz diyelim. Konusu aslında çok basit -daha doğrusu Lolita için konuşabileceğimiz şeylerin yanında konusunu bu kısacık cümleyle özetleyebilmek çok garip: Ana karakterimiz Humbert Humbert'ın (1910 doğumlu), 'su pericikleri' adını verdiği genç kızlara karşı cinsel tutkusunu konu alan bir kitap. Aslında tam adıyla: 'Lolita ya da Beyaz Irktan Dul Bir Adamın İtirafları' Beni kitaba çeken şey konusundan çok kitap üzerine tartışmalar ve bu tartışmaların boyutunun, yazarın kendisine ithamlarda bulunulacak kadar büyümesi oldu. Okumaya başladıktan yaklaşık 50 sayfa sonra da tartışmaların haklıca çıktığını anlamış bulundum. En sonda söylemem gerekeni ilk başta söyleyeyim: Hayır, ben Nabokov'un bir pedofili olduğunu düşünmedim ama bunu bilmek mümkün değil. Çünkü bazı makalelerde aslında Nabokov'un da çocuk istismarı mağduru olduğuna dair de anılarından yola çıkarak çıkarımlar yapılmıştı. Şöyle iki karakter açısından izlenimlerimizi aktarayım-ki gerisi, sonuç bölümüne kadar spoiler içeriyor: HUMBERT HUMBERT-YIRTICI HUMBERT: Şöyle ki ana karakterimiz Humbert Humbert, bir pedofili olmasa dahi dünyanın en rahatsız edici karakterlerinden biri olurdu muhtemelen. Kadınlara karşı olan düşünceleri, kontrol manyaklığı, içinde kabaran ve güç bir şekilde bastırdığı öfke patlamaları ile dünyanın en çekilmez karakterlerinden biri olmayı yine de başarırdı. En ufak öfke patlamasında iki karısını da öldürmeyi (Valeria'yı, kendisi sapık bir pedofili olmasına rağmen aldatıldığı için -ki kadına gerdek gecelerinde yetimhaneden çaldığı kız çocuğu geceliğini giydirir- resmen döverek öldürmeyi planlamıştır) detaylıca düşünür. Lolita dışında herkese içinden (hiçbir şey yapmamalarına rağmen) hakaretler yağdırır, aşağılar. Kendisi dahil kimseyi sevebildiğini düşünemiyorum bu karakterin. Öyle ki Lolita hastalıktan kırılır ve kırk derece ateşler içinde yanarken düşünceleri şunlar olmuştur: "Bütün birleşme umutlarından vazgeçerek bir diz battaniyesine sardığım gibi arabaya taşıdım onu." Yani görüldüğü gibi arzusunu tatmin etmekten başka derdi yoktur ve çocuğun hastalanmasını dahi istismarı erteleyen bir engel gibi görür. Buna ek olarak kitap boyunca kendisi ve Lolita haricinde hayatına girip çıkan hiçbir karaktere karşı bir şefkat veya empati duygusu geliştiremeyişi de benim için, pedofili hikayenin asıl mide bulandırıcı kısmı olsa bile, Humbert Humbert'in ne kadar korkunç bir karakter olduğuna işaret eden durumlardan biri. Hoş, aslında kendinden nefret ederken Lolita'dan bile çok kendine acıdığını söyleyebilirim. Hatta öyle bir boyutta ki sık sık Lolita'nın daha çocuk olmasını tamamen göz ardı ederek ona 'aşüftece' hareketlerde bulunarak Humbert'i etkilediğinin mesajını vermiştir. Lolita'nın cinselliği bir silah gibi Humbert'in üzerinde kullandığı mesajını da alıyorsunuz ancak bunun, kendisinin eseri olduğunu dahi kabullenemez Humbert. Oysa o çok zeki bir adamdır, öyle değil mi? Yaptığı her şeyde çok planlı ilerlemektedir. Ancak yine de arada kendine hakaretler ederek okuyucunun gazını alır ve sözde bu bir itiraftır. İkinci bölüme kadar defalarca kez kendini aklamak için cümleler kurar. Bu kesinlikle bir itiraf değildir. Suçu ikiye bölmeye çalışmaktadır çünkü Lolita'yı adeta onu terk eden ve başka bir adamla kaçan karısı yerine koymuştur. Bu okuyucu manipülelerinden biri üstü kapalı değil, açıkça şöyle geçer: "...Öylesine korkunç bir sevgiyle tapıyorum ki ona... Hayır: "korkunç" değil. Yeni hazların hayalleriyle dolunca hafifleyip arındığımı düşünmek korkunç değil acınası bir şeydi. Acınası, çünkü cinsel açlığının doymak bilmez ateşine karşın nasıl da yürekten bir kaygıyla, sakınımla işe girişiyor, o on iki yaşında bir çocuğun lekesizliğini korumak istiyordum." Ne erdemli adam! Ancak bu tavrı, Lolita'nın Büyük Haze tarafından Q. Kampı'na gönderilmesi ardından gelişen olaylarda yıkılıverir. Lolita, erdenliğini kaybetmiş ve yaşıtı bir oğlanla cinsel ilişkiye girmiştir. Bu sözde onu korumak isteyen Humbert'i bir noktada o kadar rahatlatır ki beklediğiniz tepkiyi alamadığınızı, anlayışlı olabilen bir manyak olduğunu düşünürsünüz ama H. Humbert'ımızın planı farklıdır ve 12 yaşında bir çocukla cinsel ilişkiye girdikten sonra şöyle kullanır bu durumu: "Onun goncasını mı zedeledim sanki? Jürinin duyarlı üyeleri, sayın hanımlar, ben ilk sevgilisi bile değildim ki?" Dolly'nin bu itirafı, güya onu kendinden bile sakınan Humbert'ı rahatlatmıştır çünkü böylece erdenliğini bozan adam olmayacak ve halihazırda Lolita cinsel bir ilişki yaşadığı için artık Humbert 'kendince' aklanmış olacaktır. Yine aşk kurbanı olduğu savını sürekli gözümüze sokmaya çalışan Humbert, aslında dümdüz bir sapıktır zira çok aşık olduğunu iddia ettiği, ‘hayatımın ışığı’ dediği Lolita'nın etrafındayken bile diğer 'su pericikleri'nden gözlerini alamaz ki Lolita, kendisine dokunmasına izin vermediğinde 'avuntu armağanı' olarak etraflarında her zaman 'su pericikleri' olmasını ister. Ek olarak Lolita'yı okula yazdırdığında okul bahçesini izleyebileceği evine bayılır, yolda oldukları sürelerde hemen gittiği kasabalardaki okulları ve kaç öğrenci olduğunu sorduğunu belirtir. Humbert bir aşık değildir, obsesif bozukluğa sahip, empati yoksunu bir pedofildir sadece. Tüm bunların dışında bir mesele var ki -kan donduran- değinmeden geçemeyeceğim. Humbert, bir yerde Dolores’in yaşlanmaya başlayacağını fark ettiğinde korkunç bir sapkınlık örneği göstererek yaşı gelene kadar Dolly’le uğraşıp daha sonra onunla evlenip onu hamile bırakacağını ve kendisi için, uğraşabileceği ikinci Dolly’yi ve hatta ‘su periciği’ gibi dedesinin etrafında gezinmesi için üçüncü Dolly’i yapacağının hayallerine dalıyor. Devam eden satırlarda bir süre bu tasarılardaki çocuklardan Birinci Lolita, İkinci Lolita, Üçüncü Lolita olarak bahsediyor. Humbert'la ilgili dikkat çekeceğim son nokta kendisinin Dolly'i yapmakla suçladığı şeylerin asıl faili olmasıdır. Kendisi, tiyatroya gitmesine izin vermesi karşılığında Dolly'nin kendisine dokunmasını ister ve Dolly'e yalnızca cinsel yakınlaşma karşılığında fazladan para verebileceği izlenimini verir. Üstelik yine kendi itirafıyla çocuğun tüm huysuzluklarını görmezden gelerek ortada hiçbir şey yokmuş gibi davranır ancak çocuğun hayatı mahvolmuştur. Dolly'e bir kere fiziksel şiddette ve üç yıl boyunca psikolojik şiddette bulunur. Tüm bu sistematik şiddeti de cinsel istismarı aklamaya çalıştığı gibi aklar. Sonuç olarak Lolita, çocukluğundan yoksun edilmiş, istismar edilmiş, mutsuz olduğu yerde kalmak zorunda ve bunun için bir şeyler ödemek zorunda bırakılmış bir çocuktur ve Humbert hem pedofili suçlusu hem de iğrenç bir yaratıktır. LOLITA-LO-DOLLY-DOLORES HAZE: Dolores Haze, içimi en çok acıtan çocuk karakterlerden biri oldu... Babası çok küçük yaştayken ölmüş ve annesi, Dolly’nin erkek kardeşi olan ancak ölen oğlunu, yaşayan çocuğuna -yani Dolores’e- yeğ tutmuştur. Charlotte çok sinir bozucu bir karakterdi. Öyle ki ölmeden önce Humbert’ın pedofili olduğunu ve Dolly’e olan ilgisini keşfettiğinde adama o çocuğu bir daha göremeyeceksin, derken; Humbert, Charlotte yerine Dolly'i tercih etti diye mi yoksa yapamadığı anneliğini yapıp kızını korumak için mi ortalığı ayağa kaldırdı anlayamıyoruz... O kadar kötü Dolly'le arası. Humbert de sık sık Charlotte'ın, Dolores'e olan tavrından rahatsız olduğunu belirtiyor zaten. Dolores’in Q. Kampı'ndan alındığı ve Humbert'le baş başa kaldığı gün söylediği cümle, Humbert’e yaklaşmasının tek ama tek sebebinin çocuk aklıyla, annesinin kocasını öperek annesini kızdırmak olduğunu görüyoruz: "Buraya baksana, annem seviştiğimizi öğrenirse deliye dönmez mi?" Bu soru her şeyi aydınlatıyor. Daha sonraları Humbert'le ilk cinsel birliktelikten (tecavüz aslında) sonra Dolly'nin pişman olduğunu, annesini aramaya kalktığını ve Humbert’in, annesinin öldüğünü ancak o zaman Dolly'e söylediğini okuyoruz. Haklı olarak annesini Humbert'in öldürdüğünü düşünüyor. Bu diyalogtan sonra aralarındaki ilişkinin seyri derhal değişiyor. Çünkü artık annesini kızdırmak isteyen bir çocuk değil Dolores. Çünkü artık araları hiçbir zaman iyi olmasa da bir annesi yok. Ve başından beri çocuk hisleriyle algılayabildiği, annesinin Humbert’a olan ilgisini kullanıp annesini cezalandırma gibi bir seçeneği yok. Çocuk; zaman zaman ancak o zamanların sık sık geldiği depresyon, öfke ve hırçınlık nöbetleri geçiriyor. Çünkü artık kurtuluşu olmadığını düşünüyor ve maalesef kendini korumak için en doğru yöntemin bu sapığa ayak uydurmak olduğunu kabulleniyor. En sonunda Humbert bir yere yerleşip Dolly'i okula yazdırmaya karar verince daha korkunç bir ilişkiye dönüşüyor aralarındaki şey. Burada öyle kurallar konuluyor ki Dolly'e (özellikle erkekler konusunda), öyle kısıtlanıyor ki istediği ufak tefek şeyleri kabul ettirebilmek için karşısındaki adamın zaafından yararlanmak zorunda kalıyor. İnsanlarla konuşurken sürekli dikkat etmesi de salık veriliyor Dolly'e. Humbert, Dolly'i sürekli; eğer biri aralarındaki şeyi bilirse kendinin hapse gideceği, Dolly'ninse devlet tarafından alınacağı veya amcasının çiftliğine gönderilip rezil bir hayat yaşayacağı yönünde korkutuyor. Humbert tarafından resmen ‘içine cin kaçmış bir kız çocuğu’ olarak tanımlanmasına rağmen asıl içine cin kaçanın Humbert olduğunu ve Dolly’nin ondan korktuğunu bir arkadaşıyla konuşurken şu satırların bizi karşılamasından çok açık görülebiliriz: "Sanki benim çağrımı duymuşçasına hâlâ katıksız bir neşe taklidini sürdürerek bir iki adım gerilemiş, çevresine bakınmış, yüzündeki gülümseme yavaş yavaş sönerek bana doğru ilerlemişti.” Humbert, bu yerleşik düzenin düzgün ilerlemesi için Dolly’e koyduğu kurallarda da öyle sapık bir adamdır ki düşünceleri okuyanı çileden çıkarır: “İki, üç, beş - ne kadar çiftle birlikte olursa olsun oğlanlarla çıkmak kesinlikle yasaktı; hiç şaşmaz, bir de bakarsınız grup halinde sevişmeye başlarlar.” Yani aslında Dolly’nin ağzından okumasak da Dolores gibi bir kızın dikkatinden kaçmayacak şekilde Humbert’in zaafı kendisi olmasına karşın, diğer (kadın-erkek) ergenler üzerinden düşündüklerinden de büyük bir sapkın olduğunu anladığını varsayarsak korkularının tavan yaptığını anlayabiliriz. Zaten bu yerleşik yaşamın sonunu getiren ve Dolores’in kurtuluş gezisine çıkmasını sağlayan bir kaçışı başlatan histeri nöbeti de bundan kısa süre sonra geliyor. Dolores korkmuş, hayatı alt üst olmuş, velisi olması gereken annesinin nikahlı kocası tarafından istismar edilen henüz 12 yaşında bir çocuk yalnızca. Öyle ki, Humbert’ten kaçıp okulda oynadığı tiyatronun yazarı Clare Quilty’e kaçmaya karar verdiğinde daha sonraları Quilty’nin hayatının aşkı olduğunu ve Humbert’ı hiç mi hiç sevmediğini öğreniyoruz. Clare Quilty’de yaşlı bir adam ancak yargılamak şöyle dursun aklı aydınlatıyor bu durum: Dolores bir istismar mağduru ve pedofili bir adamdan kaçıp kime sığınacaktı ki? Elbette travmalardan kurtulmanın zorluğunu bilen biri için cevap belli: bir başka pedofiliye. Quilty bambaşka bir konu çünkü küçük Dolores’imiz ondan da kaçıyor daha yanına gittiği ilk gün. Çünkü başka bir istismar batağının içine düşüyor. Ve Quilty kalbini çok kırıyor ancak zarar görmeden oradan kendini sıyırıyor. Ancak Quilty, Dolores’in kendi gözünün önünde başka çocuklarla grup halinde cinsel ilişkiye girmesini talep etmiş olsa da Humbert ona, kendisine dönmesini söylediğinde Dolores’in şu sözleri ve Humbert’in nokta atışı düşüncesi bize her şeyi özetlemeli: “Benimle gelmeyeceğine emin misin? Geleceğini umut edemez miyim? Sadece bu kadarını söyle bana.” “Hayır,” dedi “hayır, balım, hayır.” Bana hiç balım dememişti bundan önce. “Hayır,” dedi, “böyle bir şey söz konusu bile olamaz Cue’ya (Clare Quilty) dönerim daha iyi. Yani demek istiyorum ki-!” El yordamıyla arandı sözcükleri. Onun bulamadığı sözcükleri ben içimden buldum. (“O kalbimi kırdı. Sense hayatımı yıktın sadece.”) Çünkü ne olursa olsun Dolores Haze, kendini Quilty’den kurtarabilecek kadar akıllı olabilmişti ancak Humbert’tan kurtulmak için travmatize olmuş çocukluğunun kafasına bir el ateş etmesi dışında başka çaresi yoktu. Ve hâlâ çocuk olduğu için, bir kez daha Humbert’in alanına girdiği andan itibaren kendini öldürmediği sürece kurtuluş şansı olmazdı. Dolores Haze için son söyleyebileceklerim romanın ortasından bir yerden konuşmak şeklinde olabilir. Öyle ki Dolly denince aklıma Humbert’in okula çağrıldığında konuştuğu Miss Pratt ve söyledikleri geliyor. Miss Pratt, aralarındaki çarpık ilişkiyi fark edememiş olsa da Dolores’in babası Humbert’e direkt ‘tutucu, geri kafalı bir baba’ olup olmadığını soruyor ve Dolores’in cinsel konularda yaşıtlarının gösterdiği gelişimin çok gerisinden geldiğini söyleyerek çocuğun sosyal alandaki geriliğinden ve huylarında ‘olması gerekenin dışında’ şeyler olduğuna dair çok uzun bir konuşma yapıyor. Miss Pratt, Dolores’in durumunu en nokta atışı şekilde belirlemiş ve ne olduğunu özetlemiş bir biçimde okuyucunun ruhuna biraz da olsa su serpiyor. SONUÇ NE Mİ? Lolita, çok çarpıcı bir roman. Özellikle romanın önsözünün kurgunun bir parçası gibi yazılması, birinci tekil kişi anlatımının kullanılması ve Nabokov’un eşsiz anlatım diliyle sizi resmen yıpratıyor. Boğuyor, daraltıyor. Uzun zamandır beni bu kadar sarsan bir roman okumamıştım. Ayrıca romanın adında geçen ‘itiraf’lar kısmı kesinlikle palavra. Bu Humbert denilen canavarın itiraflarını okuduğumuz bir eser değil, kendini aklamaya ve okuyucuyu dahi manipüle etmeye çalıştığı bir çılgınlık metni. Gerçekle bağı yeniden Nabokov’un yazdığı son sözle kurabiliyorsunuz ancak. Fakat eleştirilere gelirsek bu biraz da yazarın ne kadar yetenkli olduğunu göstermez mi, dedirtti bana. Yukarıda da yazdığım gibi Nabokov, öyle bir esere imza atmış ki karakter adeta ete kemiğe bürünmüş ve okuyucuyu manipüle etmeye çalışıyor. Kimsenin peşin olarak savunuculuğunu yapamam ama Nabokov’un pedofili olduğundan çok başka ne kılıklara girip neler yaratabileceğini düşündürttü bana bu kitap. Ben birazcık suçlunun direkt içini görebildiğimiz her türlü eseri tüketmeyi seviyorum çünkü suçlu psikolojisi ilgimi çeken bir şey. Eleştirilmesini de anlıyorum romanın çünkü bu çok hassas bir konu ancak son zamanlarda da popüler olduğu üzere dizilerde ve filmlerde, belgesellerde sık sık seri katillerin dahi aklına girebildiğimizi biliyorsunuz. Ben Lolita deneyimini kendi adıma bir pedofilinin zihnini deneyimlemek olarak yorumladım ve açıkçası sağlıklı bir zihne sahip olduğum için bende en ufak (ne kadar romantik bir dili olursa olsun) empati hissi veya sempati uyandırmadı. Bu suçlu zihinler için büyük bir tetikleyici olabilir, evet. Buna katılabilirim ancak bu mantıkla, aynısını, seri katillerin veya başka tür suçluların yer aldığı eserler için de düşünüp hepsini yok etmemiz gerekir. Örneğin Bloch tarafından yazılan o çok ünlü eser Psycho (Sapık) da kısa bir eser olmasına rağmen sanatın anlatım gücünün insanın tüylerini nasıl ürpertebileceğini gösterir. Orada da Humbert’le bir pedofilinin zihnine girdiğimiz gibi anne travmasına sahip bir erkeğin (psikolojiden biraz anlayan herkes ne dediğimi anlayacaktır) seri katile dönüşüşünü net bir şekilde izleriz. Kadınlar hakkındaki çarpık zihinsel düşüncelerinin eyleme dönüşüşüne şahit oluruz ve psikolojik araştırmalarla bunların kanıtlı olması bizi dehşete düşürür. Nabokov’un bunu bir pedofili için yapabilmiş olması tabii ki daha tüyleri diken diken eden bir durum olacaktır. Ancak o bunun savunmasını farklı yapsa da, sanat sanat içindir dese de, Bloch’un eseri için düşündüğüm şeyi Lolita için de düşündüm: bu kitap akademide alanda eğitim gören herkese okutulmalı. Yani aslında çoktan ölmüş olan Nabokov’un ne olduğunu çok da bilmemize gerek yok. Tehlikeli bir adamdıysa artık bu dünyada yok, birini incittiyse cezasını ancak -şayet varsa- Tanrı verebilir. Sansürsüz biçimiyle, elimizde muntazam bir dille bir canavarın zihnine bakış atabileceğimiz bir eser varken bunu kullanmak, işaretleri analiz etmek ve en önemlisi edebiyatın güncel hayatta karşılaştığımız canavarları, belki de ufak işaretleri okuyarak fark edebileceğimiz kadar bizi etkilemesi bana kötü görünmedi. Fakat kabul etmeliyim: okuduğum en zor kitaplardan biriydi ve bunu kitabın edebi dilinin zorluğundan dolayı söylemiyorum. Konu en kalkık damarlarımdan birine temas ettiği, çocuğa karşı işlenen bir suç olduğu için söylüyorum. Buraya kadar sabredenlere selamlarımı ve saygılarımı iletiyorum. İyi okumalar.
Edebiyat
LolitaVladimir Nabokov · İletişim Yayınevi · 20193,522 okunma
·
386 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.