İlk kitabı okuduktan sonra kısa bir özet yazıp yorumlarımı yazmıştım. İkinci kitabı okuduktan sonra sabredip son kitabı okuduktan sonra en son fikirlerimle bir inceleme yazmaya karar verdim. Ve şimdi buradayım. Öncelikle genel bir özet ekleyeyim yine serinin geneliyle ilgili.
Silo denilen yer altında bir şehirde başlıyor hikaye. Buradan çıkmak onlar için bir cezalandırma yöntemi ama aralarından bazıları gönüllü olarak çıkmak istediğini söyleyince de dini bir ritüel gibi koruyucu kıyafetler giydirip uğurluyorlar. Gidenler öleceklerini bildiği için son olarak dışarıyı izledikleri kamerayı siliyor. İlk önce Silo'nun şerifinin karısı bir aydınlanma yaşıyor içine bir anda cin girmiş gibi dışarısı aslında çok güzel bizi kandırıyorlar diyor. Çıkmak istediğini söylüyor. Def ediyorlar hemen. Sonra vay siz benim karıma ha deyip depresyona giriyor. Beni de çıkarın lan o zaman diyor. Ona da bye bye. Şerifin seveni de çok tabi hemen kessin ip var yoksa öyle olmazdı dedikoduları başlıyor. Aha da orda yazarın romantik bir anına gelmiş ki adını Juliette koyduğu; eli anahtar tutmaktan nasır tutmuş, yüzü makina yağlı ama dibine mangal yürekli kahramanımız ortaya çıkıyor. Şerif diyor ki ben ölürsem bu kız şerif olsun aranızdan en ...(hayal gücünüze bıraktım) olan odur. Yönetici de mecbur kabul ediyor, sonuçta vasiyettir. Jules rahat durmuyor çok maceralı bir kadın. Orayı kurcalıyor burayı bilmem ne yapıyor derken en son bunu da şutluyorlar. Bu da çıktıktan sonra silodan bakıyor o da ne cidden her yer perişanmış boşuna öldük Allah kahretsin! diyecekken meğerse giydiği elbiseye modifiye yapmışlar. Nefesim yetene kadar yürüyeyim madem çıktık silodan deyip yürüyor. Gide gide bakıyor bir kapı var ulan nereye geldik bu bizim Silo'nun kapısına da benzemiyor derken bu silo 17 imiş meğer. Orda bir eleman var adı Solo. Hayır tuvalet kağıdı olan değil. Bunu görünce pıçak çekiyor İstanbul'un bazı ilçelerindeki çocuklar gibi. Sonra arkadaşlar oluyorlar.İlk kitap bitti.
Howey diyor ki bu iş tuttu ben burdan yürüyeyim. Zaten hikaye kurgusu ok geriye uzun uzun saçma sapan betimlemeler yazıp alakasız salak salak yan karakterler eklerim onlar da sayfa sayısını şişirir millet de vay be der ne kadar çok yazmış hellal olsun sana aslan parçası... Neyse. İkinci kitapta da bu silo nedir niye var onu anlatıyor. 100 sayfalık konu 560 sayfada falan işte. Burda da bunların başlatan Truman var. Donald'ı kandırıyor herkes ölecek biz hayatta kalacağız. Bu insanların alayı salak sadece biz akıllıyız. Batsın bu dünya! Diyor ve batırıyor. Bütün dünya bu zeki Amerikalılar tarafından yok ediliyor ama kimse de çıkıp birader bak sen kime şekil yapıyorsun diyemiyor. Öyle yani. Kitapta aşk maşk işleri var inanılmaz duygusal oraları geçiyorum. Kadınların incelemelerini okuyup duygulanabilirsiniz.
Ve son kitap. Her şeyin vayyy bee diyerek sonlanmasını beklediği o an. Yok öyle bir şey Juliette Silo'yu kuranları sinirlendiriyor. Onlar da sen kimsin lan deyip bunların silosuna gaz verip boğulun köpekler diyor. Jules de gidip 17 ye çörekleniyor. Zaten daha önce gelmiştim bilmediğimiz yerler değil ben de buralı sayılırım deyip ordaki malzeleri alıp dışarı çıkıyor. Bitti.
Eleştiriler: (sanki daha önce yapmamış gibi)
- Betimlemelerin beni benden aldı Howey. Lütfen bir daha kitap yazma. Nerdeyse 1500 sayfa vicdansız...
- Her bölümün sonunda daha açık yazmak yerine ne bu esrarengiz havalar! Sanki ne anlarsınız anlayın benden bu kadar demiş.
- Ulan 40. ve 14. Silolara noldu asıl. Madem en akıllılar onlardı.
- Bütün dünya, çiçek böcek güllük gülistanlık ama bir tek siloların olduğu yer mi lanetli bölge!
- Silo 18 de birileri yaşıyordu hâlâ sanki ya onları da bıraktılar mı çıkanlar. Hani aşktı, kardeşlikti...
Üfff falan filan işte. Sevmedim. Belki anlaşılmamıştır diye sonuna ekleyeyim dedim :D