Asılacak Kadın; insanı derinden sarsan, her satırında adalet ve ahlak kavramlarını tekrar sorgulatan bir roman. Pek inceleme yapan biri olmasam da bu kitabı bitirince bu incelemeyi yapmam gerektiğini hissettim. Çünkü bir zamanlar "müstehcen" bulunarak toplantılan bu kitabın şimdilerde herkes tarafından okunmasına vesile olmam gerekiyordu. O zaman başlayalım...
Bu kitabı okurken Pınar Kür elimden tutup beni Melek’in dünyasına, onun çaresizliğine, sessiz çığlıklarına ve mahvolmuş umutlarına çekmişti. Melek… Ne büyük bir trajedinin sessiz kahramanı. Onun yaşadıkları, yalnızca bireysel bir hikaye değil, kadınların bu toplumda nasıl yargılandığının bir özetiydi. Melek, basit bir cinayet sanığı olarak yargılanmıyordu; onunla birlikte bir kadın olarak arzuları, seçimleri, bedeni ve hatta varoluşu da yargılanıyordu. Kitabın her satırında, onun kaderine yön veren erkek egemen düzenin ağırlığını hissettim. Ailesi, sevgilisi, toplum… Hepsi ona birer pranga olmuştu. Melek’in her hareketi, sanki bir suçun kanıtı gibi görülüyordu.
Pınar Kür'ün yazım tarzı ise o kadar yalın ama bir o kadar etkileyiciydi ki, hikayenin her anını içimde hissettim. Ancak bazı okurlar tarafından "bilinç akışı" tekniği kullanıldığı için okunması zor gelmiş. Deniz Feneri kitabındaki incelememde bu türden bahsetmiştim ve gerçekten edebi olarak biraz zorlayıcı olabiliyor ama zaten bu kitabın sayfa sayısı az olduğu ve sadece ilk iki bölümde bu türe yer vermesi sebebiyle ben rahat bir şekilde okudum. Ancak bazı sahnelerde o kadar çok öfkelendim ki kitabı bırakmak istedim, ama bırakmak mümkün değildi. Çünkü Melek’in hikayesi, kaçmak istediğim bir gerçekliği yüzüme tokat gibi vuruyordu. Özellikle mahkeme sahneleri… Adaletin bir tiyatroya dönüştüğü, erkeklerin kadın bedeni üzerindeki haklarını meşrulaştırdığı o anlar, içimde tarifsiz bir ağırlık bıraktı. Melek’in konuşmaları susturulurken, toplumun ahlak kılıfıyla kendi günahlarını örtbas ettiğini gördüm.
Pınar Kür'ün bu romanla yaptığı şey, sadece bir kadının trajedisini anlatmak değil; okuyucuyu da o mahkeme salonuna, o iki yüzlü dünyaya tanık yapmaktı.
Kitabın şüphesiz en etkileyici kısmı; Pınar Kür'ün 1988 yılında yapmak zorunda bırakıldığı savunmasıydı. Asılacak Kadın romanının yayımlandığı dönemde aldığı ağır eleştiriler, sansür girişimleri ve hatta kitabın "müstehcen" bulunarak yargılanması bu savunmayı ortaya çıkarmıştı. Savunması, kadınların ve sanatın özgürlüğü adına unutulmaz bir duruştur.
Bu kitabı sadece okumuyorsunuz; yaşıyorsunuz, hissetmek zorunda kalıyorsunuz. Ve bu his, sizi dönüştürüyor. Pınar Kür, edebiyatın dönüştürücü gücünü ve kadınların susmayacağını bu kitapla ölümsüzleştirmiş. Belki bu kitabı okuyan başka bir Melek bu alıntıda bahsedilen gibi
#263048255 olağan olanın bu olmadığını anlayacak ve çok daha güzel bir yaşama kucak açacak...
İncelememi Pınar Kür'ün savunmasındaki yine çok etkilendiğim bir alıntı ile bitirmek istiyorum:
"Okuma eyleminin insan muhayyelesini, düşünme ve kendi başına karar verme yetilerini geliştirdiği bilinen bir gerçektir. Öte yandan, hayal gücü kıt, düşünme ve karar verme yeteneği zayıf kişilerden oluşmuş bir toplumun ilerleyemeyeceği, bir koyun sürüsü kadar kolay yönetileceği de bir başka gerçektir. Düşünce özgürlüğünü bir kavram olarak bile ortadan kaldırmanın en iyi yolu, düşünmeyi bilmeyen kuşaklar yetiştirmektir. İşte bu yönden, bir süredir, bu ülkede okuyan, bağımsız düşünebilen insanların sayısını azaltmaya, gittikçe yok etmeye yönelik bir kültür politikası güdülmektedir. Toplumu, yalnızca boğazını düşünen bir koyun sürüsüne dönüştürme amacıyla izlenen bu politikanın yöntemlerinden biri de, kitap düşmanlığı ve okuma korkusu yaratmak; yazarı, sanatçıyı, okuru yıldırmaktır."
Asılacak KadınPınar Kür · Everest Yayınları · 201211,5bin okunma
1986 yılında, Başar Sabuncu'nun "Uzman Film" adına çektiği filme konu olan ve filmin Nisan 1987'de Danıştay kararıyla gösterime girdiği, bir kitap düşünün...