Bir eğitimci arkadaşım, teyzesinin kızıyla ilgili yaşanmış şu öyküyü anlattı. "Biz o zaman, lstanbul'a yakın bir kaı:abada oturuyorduk. İleri yaşlardaki dedem hastalandı ve yatağa düştü.
Ona bakmak anneme ve teyzeme kaldı. Dedem üç-dört yıl yatalak kaldı ve huysuzluk yaparak anneme ve teyzeme zor günler yaşattı. Teyzemin kızı o zamanlar dört yaşındaydı ve annesinin ve annemin ara sıra, 'Öff, illallah dedirtti! Ölse de kurtulsak,'
diye konuştuklarını duyuyordu.
Bir gün annem ve teyzem kasaba dışında bir nişana gitmişler, ama dedem fenalaştığı için telefonla çağrılmışlardı. Hemen bir otobüse atlayıp geri geldiler.
*
Otogardan eve yürürken küçük kız onların geldiğini pencereden
görünce, hemen dışarı çıkarak, 'Müjde! Müjde! Dedem öldü!' diye bağırarak onlara doğru koşmaya başladı. Annesi hemen onu kucağına alıp ağzım kapadı ve çocuğun kulağına bir şeyler söylemeye başladı. Kızın yüzündeki şaşkınlığı görmenizi isterdim.
O yüzde, yetişkinlerin iç dünyalarıyla gösterdikleri yüzlerin ne kadar farklı olduğunu hayretle keşfeden bir çocuğun yüzünü görüyordum."
Zamanla çocuklar da yetişkinler gibi 'ütülü yüzler' göstermeyi öğrenir.
Bu sürecin adına, sosyalleşme denir. Sosyalleşmeyle çocuk, içinde yetiştiği kültürün beklentilerini öğrenmeye ve o beklentiler doğrultusunda davranmaya başlar. Yetişkinlik çağına gelince, artık o da ne zaman hangi 'münasip yüzün' kullanılacağını bilir hale gelir.