Dostoyevski’nin tüm romanlarını sırayla okumaya çalışıyorum. Uzun bir sürenin ardından sıra Budala’ya geldi. Usta yazarımızın çoğu kitabını -özellikle Suç ve Ceza’yı- büyük bir keyifle okudum. Budala da sevdiğim eserleri arasına girdi. İzninizle konusundan biraz bahsetmek istiyorum.
Ana karakterimiz Prens Mışkin, namıdiğer Budala, İsviçre’de tedavisi sonlanıp yurduna dönen bir epilepsi hastası. Trenle Petersburg’a dönerken yolda Rogojin adlı biriyle tanışıyor ve bu adam daha sonra Prens’in hayatında önemli bir rol oynuyor.
Uzak akrabasının evine giden Prens Mışkin, orada Nastasya Flippovna adında bir kadının portesini görüyor ve ondan çok etkileniyor. Böylece olaylar başlamış oluyor.
Yanlış hatırlamıyorsam Dostoyevski, Raskolnikov karakterinin devamı niteliğinde Prens Mışkin’i yazmış. Gerçekten o karakteri anımsatan yönleri vardı Prens Mışkin’in de. Aşk üçgenleri, tanrı sorgulamaları, yüksek oranda vatan sevgisi içeren çok kaliteli bir kitap olmuş.
Kitapta idam mahkumlarının idama son 5 dakika kala hissettiklerinin anlatıldığı kısımdan çok etkilendim. Dostoyevski’nin kendisi de idam cezasına çarptırılmıştı ve idam edileceği sırada affedilmişti. Kitaptaki bu kısmın kendi yaşantısına dayandığını düşünüyorum. Ayrıca epilepsi hastalığı ile ilgili anlatılan şeyler muhteşemdi. Yine bunun da Dostoyevski’nin kendi yaşantısından esinlenerek yazdığını düşünüyorum çünkü bilindiği üzere Dostoyevski de bir epilepsi hastasıydı.
Severek, keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. Özellikle sonu çok güzeldi. Çok etkilendim, uzun süre de etkisinden çıkamayacağım muhtemelen. Henüz okumamış olan herkese tavsiye ediyor ve keyifli okumalar diliyorum.
BudalaFyodor Dostoyevski