Bir dağın tepesine çıkıp avazın çıktığı kadar bağırmak istiyorsun her bir cümlede...
Yazarın yakasına yapışıp; "Neden bunu bize yapıyorsun, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Neden?" diye sorasınız geliyor.
Okuyamacagim artık dediğiniz, kitabı bıraktığınız her an insanlar bu yazılanları yaşadı be yaşadı tüh senin kalıbına deyip kendi suratınıza tüküresiniz geliyor.
Bir insan selinin ortasında sıkışıp kalmış gibi hissediyorsunuz ne bir adım ileri gidebiliyor, ne de bir adım geride kalabiliyorsunuz.
Çaresizliği her hücrenizde hissediyorsunuz, neden bu kadar kötülük var; Tanrı tüm bu kötülüklere neden izin veriyor, bir çocuk neden bu kadar acı çekiyor diye isyann ediyorsunuz yer yer.
Kitabı bitirip kapağı kapattığınızda dünyanın ve üzerinde olan hiçbir şeyin tanrının umurunda olmadığına kanaat getiriyorsunuz.
Neyin döngüsü, kim burada neyin bedelini ödüyor.
Bir insan sadece o ailede doğduğu için neden bu kadar acı çekiyor, kişiliği şekilleniyor. Yaşadığı taciz, tecavüz onun tüm varlığını şekillendiriyor ve bu insan bu acı ve travma ile hayatta kalmak zorunda kalıyor.
Ali Şeriati diyor ya; Sizi rahatsız etmeye geldim.
Bu kitap o kitap.
Bir şeyleri yok sayarak, görmezden gelerek, yan dairemizde olup bitenlere gözlerimizi kapatarak gerçekten rahat ettiğimizi sanıyorsak çok yanılıyoruz. Toplumu bir fare gibi kemiren, içten içe tüketen her şey bir gün yol su elektrik olarak karşınıza çıkacak.
Sessiz kaldığımız her olayın çıktısı başka bir düzlemde karşımıza çıkacak.
Yaşadığı olayları kendisine anlattığı halde sessiz kalan anneler, akrabalar... Suss kimseye söyleme diye korkutan, yardımcı olmayan insanlar.. Bildirme yükümlülüğü olduğu halde bildirmeyen kamu personelleri, çocukları aynı sorulara defalarca maruz bırakan uzmanlar, örseleyen bunca süreci iyileştiremeyen yetkililer.... Kime beddua etsek bilmiyorum inanın...
Her yönüyle farkındalık yaratan böyle bir çalışma için; teşekkürler Büşra Sanay