Malina, okurken içine girmekte zorlandığım; bitirmeye yakın dil ve üslubuna alıştığım bir kitaptı. Yazar Ingeborg Bachmann mesleğinden de ötürü dil oyunları yaparak bir durumu bize anlatmaktadır. Dil oyunları bazen karmaşık, bazen kesik bir uçta yer alıyor ve bu da anlam bütünlüğünü bozmaktadır. Bu yüzden, bu kitap inanılmaz derece sabır istiyor bizden. Genel olarak baktığımda kitaba ismini veren Malina, Ivan ve Ben adındaki anlatıcı üzerinden bir hikaye okuyoruz. Fakat burada, roman olaysız bir şekilde, kişinin iç dünyasının alanlarında bizi bir yerden bir yere götürmeye çalışıyor. Bu götürüş şekli ise durmak bilmeyen içsel konuşmaları içeriyor. Bu şekilde Ben’in Malina’yla kurduğu bir benliği içsel dünyasında okurken, bir yandan da Ben’in Ivan ile olduramadığı bir ilişkisini okuyoruz. Bana göre, Malina, gerçek bir karakter değil. Ben’in eril yanı, Ben’in içindeki eril kişileşmedir. Bu yüzden, Ben’in hayatında yaşadığı her zorlukta kurtarıcısı Malina oluyor. Malina, Ivan gibi gerçek değil ama Ben için gerçeğin ta kendisidir. Ben, hayatındaki olaylara tam bir teslimiyet sergilerken, Malina ona yaşamda daima Savaşın olduğunu, Barışın olamayacağını gösteriyor. Final bölümünde ise Ingeborg Bachmann, Ben’in, Malina kimliğini kazandığını ve barışın, teslimiyetin ve razı olmanın olamayacağını ifade ederek Ben’in kimliğinin Malina tarafından öldürüldüğünü göstermektedir. Okurken ayrı, sindirirken ayrı yorulduğum bu eser; herkese hitap etmeyebilir. Olay okumalarını seven kişiler için sıkıcı ama deneysel roman türünü sevenler için oldukça etkiliyeci bir kitap. Benim için farklı anlamlara kapı aralasa da, okumasam da olur diyeceğim bir kitap oldu #k:8779.
MalinaIngeborg Bachmann · Yapı Kredi Yayınları · 2025906 okunma