Gönderi

“Melun Aziz’e bu az bile!” Hadisesi
10/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2025 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2025 15:10
Byronik kimliğiyle Aziz Bey, kibrin yoğurduğu korkunç bir narsizmin capcanlı bir resmi adeta. Öyle bir kibir ki aşkı aşk değil, sevgisi sevgi… Fakat yazarımız bu antikahramanı öyle incelikli bir çerçeveye oturtmuş ki ekseri okuru, kendisine aşina olan bu olaylar yaşanırken Aziz Bey’i sevse mi yoksa ona sövse mi bilemez. Hatta anlatıcı eliyle yazar ona muntazaman Bey diye hitap ettirir. Bunun da etkisiyle olacak okur bu adama uzun bir süre acır, yine de sona doğru nezdimizde daha ziyade melun bir kişi olup çıkar. Bu duruşu, Vuslat’ın intikamı saysak müstehaktır. Ayfer Tunç, dışarıda kolaylıkla karşılaşabilecek bir olayı Rus Biçimcilerini haklı çıkartmak ister gibi başarıyla ele almış. Esasen, kronolojik sıra gözetilerek okunsa okur, Aziz Bey’e hiç de sempati duymacaktır. Dolayısıyla sevme-sövme çekişmesi de yaşanmayacaktır. Gel gör ki öykümen, bir bütün olarak geriye dönüş tekniği üzerine kurulu ve ilk dört sayfasından itibaren görülen anakronik tutum mükemmel bir propagandayı andırmaktadır. Sokak röportajlarına benzeyen bir anlatımla ardı sıra gelen üç – dört fon kişisinin hadiseye dair bakış açısı ve görüşü verilir. Bu sayfalarda okur; ihtiyarlamış bir tanburiye yapılmış haksızlığın büyüklüğünü görür ve yaşlı bir adamın itilip kakılmasının vicdanda yarattığı rahatsızlıkla onun iyi biri olduğunu düşünmeye başlar. Ayfer Tunç’un yarattığı maupassantvari üslubun etkiliyeciliği ile bir nefeste baştaki tavrını tersine çevirir. Bu üslup o kadar başarılı ki sanki anlatıcı koltuktaki yerimize sığışıp olayı bizi anlatır gibidir. Edebi dilin böylesi sokak dili sadeliğinde ve kesinlikle bir ihtişama da sahip olması Aziz Bey hadisesinin cemaziyelevvelini anlatan anlatıcıya karşı “Sadede gel!” tutumuna girmemize mâni oluyor. !! Heveskaçıran içerir: Aziz Bey kimdir? Bana kalırsa babasıdır. Biraz da dedesi. Bu silsilesi bozuk kahraman natüralist soyaçekiminin harikulade bir emsali sayılmalıdır. Eli henüz ekmek tutmayan yakışıklı, şeytan tüyü sahibi ve ‘evli kadınların’ aşığı Aziz Bey babasına karşı mesafeli ve hatta çok soğuktur. Babası, evde onun yolunu gözleyen karısını ve oğlunu boş verip daha çok dışarıdaki hayatını önemseyen bir adamdır. Gaddar, sert, dediğim dediktir. Oğlunun bir işe girmesi gerektiği konusunda kararlıdır ki Aziz Bey de gömlek değiştirir gibi iş değiştirmek üzere iş hayatına atılır, gel gör ki zora gelemez, emir almayı gururuna yediremez, kibri bir işte çalışmasına engel olur. O sırada Maryam’a aşık olur. Fakat geçim derdiyle Maryamlar Beyrut yolcusu olunca Aziz Bey bayram çocuğu gibi taşınma işlerini gerçekleştiren sevgilisinin ardından ağlar, kahrolur. Babası, arada karısının alınacağını umursamadan bir zamanlar kendisinin de gençlik aşkından ötürü acı çektiğini söyler. Aşk acısından mahva sürüklenen Aziz Bey babasının ne kadar da pis bir adam olduğunu düşünür. Maryam’ın süslü cümlelerle dolu mektupları ile bu aşk yarım kalmaktan kurtulur. Babasının onu evden kovduğu gün Beyrut’a yol alır. Annesinin öldüğünü bilmeden. Maryam da Aziz Bey de narsisttir. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuştur. İkisi de sevilmeyi severler, arzulanmanın hoşluğunu duyumsarlar, gururlarını okşayan bu ahvalin devamını isterler. Velhasıl gerçekten birbirlerini sevmezler. Ama bin bir zorlukla Beyrut’a giden Aziz Bey ile geçirdiği üç günün ardından hiçbir sebep göstermeden onunla ilişiğini kesen Maryam onda büyük bir yara açar. Okur olarak bunun aşk acısı mı yoksa yaralanmış kibirli bir benlik sızısı mı olduğunu anlatıcının yardımıyla sökeriz. Meyhanelerde tanburuyla geçimini sağlar. Maryam'ın yolunu gözler. Altı ay sonra yazarın mükemmel sıla hasreti betimlemeleriyle bir gemiye atlar, gurbet acısına dönüşen sözde aşk acısı ile İstanbul’un yolunu tutar. Gazinocuların, meyhanelerin gözdesi konumuna yükselen Tanburi Aziz Bey olur. Tanburun asıl sahibi dedesinden aldığı bir genetik özellik sayabiliriz bu yeni unvanını. Yer, içer, eğlenir ve ardından ağlayan evli kadınların gözyaşlarına aldırış etmeden şöhretinin zirvesini yaşar. Bu arada ruhunu yaralayan Maryam'ı yad edip durur. Derken tesadüf eseri zavallı Vuslat’la tanışır. Sanıyorum Vuslat’a dair aşağıdaki görüşeleri bütün okurların kanını damarlarından çekmiştir: “Aşık olacak, kapris çekecek, ortak hayatlarını bitmeyen istekler manzumesine çevirecek bir kadının gönlünü eyleyecek hali de, arzusu da yoktu. Öylesine bencil düşünceler içindeydi ki ancak Vuslat gibi sessiz, silik, dikkatle bakılmadıkça görülmeyen, varlığına ihtiyaç duyulmadıkça ortaya çıkmayan, o konuşursa dinleyen, sorarsa cevap veren, kısacası hayatını alabildiğine kolaylaştıracak bir kadınla yaşayabileceğini düşünüyor, dahası böyle bir kadın istiyordu.” (59. syf.) O Vuslat’ı kendine kurban seçer. O Vuslat’ı kendine kurban eder. Yazık ki ona bir çocuk vermeyi bile çok görüp onu evde unutur. Babasının annesini unutuşu gibi. Ama işsizlikle boğuştuğu bir gün kendisi de bunu net bir şekilde görür: “Aziz Bey sanki, yıllar sonra yaşlanmış, fazlasıyla yıpranmış bir halde karşısına çıkmış eski bir arkadaşa bakar gibi Vuslat’a bakarken, kadın her zamanki solgun sesiyle “Yemek hazır,” dedi. Aziz Bey alt perdeden bu seste, sesin solgun tonunda ve yemeği sofraya getiren karısının yorgun adımlarında annesini buldu, ürperdi. Bu kadarla da kalmadı. Kalkmak için koltuğun kollarını kavramış elleri gözüne ilişti. Kendi elleri.. Bu eller tıpkı babasının elleriydi. Ansızın, evlilikleri boyunca buevin odalarında, memnuniyetsiz bir ifadeyle dolaşan adamın kendisi değil, babası olduğunu fark etti, dehşete kapıldı.” (64. syf.) Öykümen boyunca gördüğümüz şey bir narsistin rezil hayatından başka bir şey değildir. O Vuslat’ın da, tıpkı babası gibi kendisini affettiğini düşünecek kadar kendine tapan, kendini olumsuzluklardan ve cezalandırmalardan vareste gören bir adamdır. Bir cinayet aletiyle adam öldürmemiştir ama kendisine kurban seçtiği Vuslat’ı yalnızlık işkencesiyle ölüme terk etmiştir. Üstelik annesini, pencerenin önünden dış dünyayı özlemle seyrettirerek öldüren babası kadar bile olmamaıştır çünkü en azından annesinin, oyun oynarken seyrettiği bir oğlu vardı. Ama Vuslat’ın ölü bebeğine duyduğu sonsuz mateminden gayrı hiçbir şeyi yoktu. Ah Maryam! Daha beterini etmeli ve Beyrut’un o lüks otellerinin önünde kendisine şık bir melodram yazma hayalleri kuran Aziz’e daha fazlasını vermeliydin! Aziz melun biridir. Tutunamayan biri olmadığı aşikâr. Arka kapağın dediği gibi bana göre katiyen yanılgılar da yaşamamıştır. Belki Vuslat ile ilgili geç kaldığını hissetmesi onun en trajik hâlidir. Ama o her şeyi bile isteye yapmıştır. İtiraf edelim. O Vuslat’ı bir evcil hayvan olarak görmüştür. Vuslat öldüğünde, onun kendisini affedeceğini düşündüğünde bunun onun için pek de yanılgı olmadığını daha ziyade unutma meselesi olduğunu görüyoruz. Mukadder rahatlığıyla tekrarlıyorum: “Amaaan be Zeki, kaç kere söylicez, sen haklıydın tabii”! O meyhane artığı Aziz, o muameleden fazlasını hak ediyordu ve bu bir hadise bile değildi. Çünkü o Zeki’nin meyhanesinde söylediği matem şarkılarıyla sadece eğlenmeye gelen müşterileri kaçırtmıyor, aynı zamanda eline yüzüne bulaştırdığı Vuslat’ın kanını yıkamaya gayret ediyordu. Natüralist bir öge olarak: Babasının yaşadığını yaşadı. Babasına nasıl sempati duymuyorsam, Aziz'e de en ufak bir sempatim yok diyebilirim. Armut dibine düşmüş maalesef. Olan kadınlara oldu! Şuraya da göz atabilirsiniz: evcimenkalem.wordpress.com
Edebiyat
Aziz Bey HadisesiAyfer Tunç · Can Yayınları · 202416,6bin okunma
··
1.608 Gösterim
3 Yorum
Evcimenkalem
Gönderi Sahibi
Kahramana öyle kızgınım ki incelemelerimde hiç yapmadığım kadar kahramanı yerin dibine soktum! Olmaz olsun böyle kahraman!😂😂
güzel bir kritik olmuş. kitabı okudum ve yazarın ilk okuduğum kitabıydı. kısaca sevdim. aziz bey gerçekten çok anti kahraman :) vıcık vıcık birisi illa ki insanın zihne yapışıyor. bu kadar deyatlı yazamazdım. tebrikler...
Evcimenkalem
Gönderi Sahibi
cihan hoşoğlucihan hoşoğlu İltifatınız için çok teşekkür ederim.🌾🌼 Ben de kitabı çok sevdim. Tunç'un okuduğum ilk eseriydi ve iyi ki bu olmuş diyorum. Ancak Aziz, üzerimde Dostoyevski'nin Yeraltı Adamı kadar olumsuz bir etki bıraktı. Öykünecek, empati yapacak en ufak bir hususiyeti yok. Yazıyı biraz sinir buhranıyla yazdığım için esasen değinmek istediğim birçok şeyi de atlamışım ne yazık ki.
"İnsan dönüşmeye korktuğu insana dönüşür"ün portresini çizmiş âdeta. Yazıklar olsun, hiç ders çıkaramamış!! Olanın kadınlara olması... zavallı Vuslat :( Elinize sağlık, yazınız akıcı ve güzel🌾🌼
Evcimenkalem
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim🌼🌾
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.