20. yüzyılın o ayrıcalıklı, hümanist, hristiyan burjuvası farkında olmaksızın içinde bir hitler taşımaktadır. hitler'de affedemediği şey suçun kendisi değil, insanlığa karşı olması da değil, insanın küçük düşürülmesi de değil ; beyaz adama karşı işlenmiş olmasıdır. beyaz adamın küçük düşürülmesidir, yani o vakte kadar yalnızca cezayir'in araplarına, hindistan'ın kulilerine, afrika'nın zencilerine reva görülen sömürgeci muamelenin bu sefer avrupa'ya uygulanmasıdır.
aimê cêsaire
kişinin, bağımsızlığını kazanmış eski bir sömürgede batı'dan çıkmış kavramlara düşünmesi, kendisi hakkındaki bilginin batı'da üretilmesi, arzularını batı kültürünün belirlemesi sömürgelik durumunun sürekliliğiyle ilgilidir.
barış ünlü
valla iyi pr'ını yapmışlar! bildungsromanı değil, toplumcu gerçekçi roman değil, politikliği çok subjektif, dönemin hayatının olağan akışına uymayan olaylarla tıkıştırılmış zorlama toksik maskülen bom bok bir aşk hikayesi. ki aşk hikayesi olarak okunması da tavsiye değildir.
politik olmaya çalışmış bir metin, 61 darbesinin öncesinde politik bir çevrede yaşanan ama daha çok 'aşk' ilişkisine yer ayırmış bir roman. ki sayfalarca politik çözümlemelerle dolu. osmanlı aydınından, günümüz aydınına kadar, burjuva tespitlerinden, küçük burjuva yaşamlarının anlatımına kadar kasım kasım analiz dolu ama hepsi çok subjektif ve çürümüş tespitler. misal orhan kemal hanımın çiftliği üçlemesi de bile ki olay taşrada geçer herkes köylüdür aydın çevreler ve üniversite öğrencileri yoktur amma çok çok çok daha politiktir ve hala tespitleri sağlam durmaktadır.
dönemin eylemlerini anlatmış bazı, yerlerde çok garibime gitti. 'istiklal marşıyla' başlayan, 'hürriyet, atatürk' sloganlarıyla devam eden arada 'osman paşa marşını' okuyup 'türk gençliğine hitabeyle' coşan polisin kurşunlarına karşı taş atan üniversite gençliği. eğer bu doğruysa hiç beğenmediğimiz yerde ki sol kendini iyi geliştirmiş valla. resmen kanzi kuşatmasından kurtulmuştur.