Bir Muharririn Huzur’undan Hareketle Huzursuzluğu Takdim
Puan vermedi·415 syf.··
2023 20. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2023 00:00
Takdim Roman; bir edebi tür olarak edebiyata ve hassaten Türk edebiyatına sonradan dâhil olmuştur. Bunun ardında çeşitli nedenler olmakla birlikte edebiyatın artık salt bir ‘’üst zümre’’nin bir ürünü olmaktan çıkarak diğer zümrelere de dâhil olması ve tüm bir toplumu ilgilendirmeye başlaması söylenebilir. Daha evvelki dönemlerin estetik kaygılarla bir salt sanat ruhu ile yazılan edebi türlerinin yanında roman, toplumun meselelerine odaklanması daha kolay bir tür olarak görülmüştür. Şimdi, Ahmed Hamdi Tanpınar’ın ‘’Huzur’’ romanını edebiyat ve edebi tür olarak roman ve Muhafazakârlık bağlamlarında tetkik etmeye çalışacağım. Kitap Hakkında: Kitap 4 bölümden müteşekkil olup her bir bölümü bir karakter ile tesmiye olunmuştur. Fakat bu bölümlerin böyle isimlendirilmesi, o kişileri anlatmasından dolayı değil bilakis onları bir tâli karakter olarak kullanmış ve onların ana karakterimiz Mümtaz’ın hayat serencamına bıraktıkları tesirleri ile dile getirmiştir. Ayrıca her bir bölüm adeta bir musiki ile paralel olarak ilerlemekte ve her bir bölüm ayrı bir musikişinaslık ile müteessir olmaktasınız. Nitekim ilk bölümümüz olan İhsan bölümünde sizi bir teessür hissiyatı ihata etmekte ve zihniniz bu hissiyatla bölümün sonuna kadar o musikiyle meşgul olmaktadır. İkinci Bölüm ve üçüncü bölümün ilk kısımlarında bir mutluluk hissiyatı ve musikisi ile baş başa bırakıyor sizi ve bundan sonraki kısımlarda da bir iç bunalım, melankoli sıkıntısı sizi kuşatıyor ve bu şekilde bir karmaşa içinde kitabın nihayetine varmaktasınız. Kitapta zaman kavramı oldukça garip bir şekilde ele alındığını da söylemek icap eder zira Tanpınar’ın bu romanında zaman ilerlememekte ve sabit bir zaman dilimi içinde sizi başka zamanlara, maziye ve buna dair hülyalara daldırmaktadır. Tüm hadiseler 24 saat içinde gerçekleşmektedir. İhsan’ın hastalığı ve ikinci cihan harbinin ilanından evvelki gün Mümtaz’ın evden çıkması ile başlayıp dışarda maziye doğru gidişi ve o dönemi en küçük teferruatıyla tekrar yaşaması ve yaşatması ön plandadır. Edebiyat ve edebi tür olarak roman bağlamında: Tanpınar edebiyatımızda kendine has bir üslubu ile tanınmakta olup kimi zaman bu üslubunun oldukça karmaşık olduğundan tenkit edilir. Bu tenkit, Tanpınar’ın sanatkârane üslubundan ileri gelmektedir. Aslında Tanpınar, karmaşık olmasından ziyade teferruatı atlamamasında olsa gerek biraz karmaşık gelebilmektedir. Zira Tanpınar, bir ressam edasiyle dünyayı bir ışık, şekil ve renk cümbüşü olarak görür. Gördüğü hiçbir detayı atlamamakta adeta tabiatın en saf haliyle bize bir aksini lanse etmektedir. Hatta karakterlerinin yalnızca satıhta değil sadırlarında dahi hiçbir ayrıntıyı kaçırmaz, işler. Ayrıca Tanpınar’ın musiki ile olan münasebeti dolayısıyla kitapta sürekli bir beste havası hâkimdir. Aslında eseri, hem görsel olarak bir resim sergisini gezdirmekte hem de semai olarak bir musiki şölenini yaşatacak kadar derunidir. Ayrıca romanın bir edebi tür olarak daha topluma dair mesellerin ele alındığını dile getirmiştik. Tanpınar aslında bu eserinde hem bunu gerçekleştirmekte yani bir yandan toplumun savaş gerçeğini ve bunun fertler üzerindeki tesirlerine değinmeye çalışmakta iken diğer taraftan anlattıklarını tasvirleriyle ve dil zevkiyle bir tiyatro ve şiir türüne yaklaştırmaktadır. Tanpınar’da adeta bir edebiyat türleri halitası hâsıl olmuştur diyebiliriz. Bunda aslında mazi ve istikbal arasında hâli bulabilmenin havası da hakimdir. Zira kitapta kendisiyle aslında bu konuda yüzleştiğini de görmekteyiz. Nitekim : ‘’…Niçin bugünü yaşamıyorsun Mümtaz? Neden ya mazidesin, ya istikbaldesin. Bu saat de var…’’ Burada görüldüğü üzere Hamdi Tanpınar, gerek o dönemin içinde bulunduğu tenakuzu ortaya koymakta gerekse edebi zevkini maziyle barıştırarak nasıl sunacağını sorgulamaktadır. Zira yaşadıkları dönem ifrat ve tefritlerle dolu bir dönem olarak görülebilir. Zira bir yandan dilde sadeleşmeye ve eskinin reddine doğru bir edebiyat inşası varken bir yandan da tamamen eskiye ait bir edebî zevki devam ettirme çabası görülmektedir. Ahmet Hamdi de tam olarak bu dönemin bir yazarı olarak bir terkip halinde görülmelidir. Zira kendisi roman boyunca da eskinin reddine karşı çıkmış ve bir yerden bir mebdenin, bir başlangıcın olması iktiza ettiğini dile getirmiştir. Zira o devam etmesi gereken bir türkü olarak görürdü bunları. ‘’…Devam etmesi lâzım gelen işte bu türküdür. Çocuklarımızın bu türküyü söyiyerek,bu oyunu oynıyarak büyümesi…’’ Muhafazakarlık ve Eski- Yeni Bağlamında: Muhafazakârlık denince akla ilk gelen yazarlarımızdandır aslında Hamdi Tanpınar. Zira onun şu mısralarında muhazakarlığın adeta tarifi yapılmıştır diyebiliriz: ‘’Ne içindeyim zamanın Ne de büsbütün dışında Yekpare, geniş bir ânın Parçalanmaz akışında’’ Muhafazakârlıkta bir zaman belirleme, bir devir belirleme ve ona avdet etme hülyasıyla yaşamak son derece mühim bir mesele olarak karşımıza çıkar. Öyle bir zaman ki ne zamanın tam hâkimisiniz zira içinde değilsiniz seçtiğiniz nokta maziden gelmektedir ne de ondan kopabiliyorsunuz çünkü bugününüzü ona isnat ettirerek temellendirmektesiniz. Temelin kopmasına müsaade edemezsiniz. Kitap boyunca sürekli bir maziyi yok sayan fikre antitez üretilmektedir. Tanpınar,aslında maziyi tamamen yok saymyıo gtehlikeli görmekte ve tamamaen onda kalmayı da münasip karşılamamakta.Ama Tanpınar bu isnat noktasını da sorgulamaktadır. Nitekim bunun neresi olması gerektiğini şu satırlarda açıkça izhar etmektedir: ‘’…Yeni Türk insanının ölçülerini kim biliyor? Yalnız bir şeyi biliyoruz o da köklere dayanmak zarureti.Tarihimize bütünlüğünü iade etmek zarureti.Bunu yapmazsak ikiliğin önüne geçemeyiz…’’ Tanpınar’da sürekli eski ile yeniyi yakınlaştırma çabası hâkimdir. Bir terkip peşindedir aslında: ‘’…Bir taraftan iyi kötü bir tekniği almağa, onun adamım olmağa çalışıyoruz. Onun zihniyetini benimserken zaruri, olarak eski kıymetleri atıyoruz. Muaşeret şeklimizi atıyoruz…’’ Bu mukayesede Tanpınar yeni inkılapların ilhamlarının maziden alınarak yani salt ‘’eski medeniyetin enkazı, yeni medeniyetin kiracısı’’ konumuna düşülmemesi gayretindedir. Ve aslında Tanpınar’daki bu durum, Yakup Kadri’nin ‘’Ankara’’sında Selma öğretmenin şahsında çevresiyle tenkit ettiği ‘’sathî inkılapçılık’’ halinde karşımıza çıkmaktadır. İnkılapların özümsenmemesi söz konusu idi Yakup Kadri’de; Tanpınar’da ise bu inkılapların özümsenemesinin bir sebebi olarak maziden kopukluk olarak telakki edilmektedir. Ve Tanpınar bunun neticesini ‘’dünyanın en iyi giyinmiş milletinin çıplak hale gelmesi’’ olarak teşbih ve tenkit etmektedir. Sonuç: Huzur’da roman boyunca bir fikri buhran, iç buhran ve yaklaşmakta olan ikinci bir harb-ı umuminin endişesi ve doğuracağı neticenin vahameti tartışılırken Tanpınar’ın musikişinas kabilinden üslubu ile ve ressam edasiyle romana farklı bir boyut kazandırmış olduğu hava teneffüs edilmektedir. Ayrıca Tanpınar’ın tasvirleriyle İstanbul ve onun nadide semtleri, Boğaz, Kanlıca, Kuzguncuk adeta kitabın içinden çıkartarak sizi mekâna dâhil etmektedir. Diğer yandan kitaap boyunca devam eden bir mazi-istikbal arasındaki med-cezir zamanda başka bir boyuta götürmektedir.Ayrıca, Tanpınar; burada modern dünya ile ilgili fikirlerini de işlemiş muasır olmaının ölçüsünü sağlam temellere isnat ettirmekle ve eskiye olan küskünlüğün terkedilmesiyle mümkün olacağını vurgulamıştır. Kendisini hem mazinin hem âtinin bir cüz’ü olarak gören hâlin insanı olarak görmek mümkün.Nitekim muasırı ve hocası olan kıymetli Yahya Kemal’in de bu eski-yeni; mazi-istikbal münakaşasına verdiği cevap ile tetkikimizi nihayete erdirmek istiyorum: ‘’Ne harâbî ne harabatiyim Kökü mâzîde olan âtîyim’’ Huzur Ahmet Hamdi Tanpınar Yahya Kemal Beyatlı Ziya Gökalp
Edebiyat-Düşünce
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201921,4bin okunma
·
72 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.