Secemiyorsak, gerçek bir seçenek yok demektir.
Puan vermedi·268 syf.··
2025 18. kitabı
Sadece kitabın ismine baktığımda, birbirine düşman birkaç kişinin mücadelesini okuyacağımı sanıyoruz. Ancak, durumun göründüğünden çok daha farklı olduğunu kısa bir süre sonra anlıyoruz. Bir de orijinal ismine bakalım: "Enemies, A Love Story"—"Düşmanlar, Bir Aşk Hikâyesi". Görünürde aşk var, peki kime karşı? O zaman karakterlere bakalım. Kitapta üç kadın ve bir adam var. İlk bakışta, üç kadının bir adam için entrikalar çevirdiği bir hikâye gibi gelebilir. Belki pazarlama açısından böylesi daha ilgi çekici olurdu. Ama bu, eserin ruhuna ihanet etmek de olurdu. Çünkü kitap tam olarak bunun üzerine kurulu değil. Kitap, düşmanları tarafından kuşatılmış Herman’ın mutsuz hayat hikâyesi. Herman Broder, Holokost’tan sağ çıkmış bir Yahudi. Ama savaştan sağ kurtulmak, hayatı yaşadığı anlamına gelmiyor. Geçmişi, korkuları ve yalanları arasında sıkışıp kalmış biri. Hayatındaki üç kadın da, aslında onun farklı yönlerini temsil ediyor. Herman, savaş sırasında onu saklayan Polonyalı hizmetçisi Yadwiga’ya minnet borcu duyduğu için onunla evlenmiş. Ama Yadwiga, ne yaparsa yapsın Herman tarafından sevilecek biri değil. Cahil, geleneksel, bakımsız ve hatta yer yer görgüsüz olduğu vurgulanan bu kadın, Herman için tüm sorumlulukları ve geçmişin ağırlığını simgeliyor. Sevmeden, sadece bir zorunluluk gibi onunla yaşamaya devam ediyor. Herman, Yadwiga’nın temsil ettiği yükten kaçmak için, tam zıttı bir kadına sığınıyor: Masha. Tutkulu, dengesiz, heyecanlı ve arzulu bir kadın. Tıpkı Herman gibi savaşın yaralarını taşıyor, bu yüzden onu en iyi anlayan kişi de o. Ama onu en çok incitebilecek kişi de o. Masha’nın şu cümlesi, aslında tüm insan doğasını özetliyor: "Hepimiz Nazi’yiz. Fırsat olsa Yahudiler de aynısını yapardı." Savaş, insanlara ne yaptırır? Masumiyet diye bir şey gerçekten var mı? Masha, tüm bunları Herman’dan daha iyi gören biri. Tamara, Herman’ın savaşta öldüğünü sandığı eski karısı. Ama hayatta olduğunu öğrenince, Herman’ın yalanlarla kurduğu dünyası yıkılmaya başlıyor. Çünkü Tamara, Herman’ın unutmak ve kaçmak istediği her şeyin simgesi. Ölen çocukları. Gerçek hayatın sertliği. İnsanların, özellikle annelerin, acılarla nasıl duyarsızlaştığı. Tamara’nın ağzından şu gerçeği öğreniyoruz: Herman, çocuklarını hiçbir zaman sevmemiş, hatta onlardan utanmış bir baba. Bu noktada, artık onu tamamen savunmasız görüyoruz. Herman, hayatını bir çıkmaz olarak yaşıyor. Seçememek, kaybetmesine neden oluyor. Üç kadın arasında ne yapacağını bilemiyor, hatta kontrolü tamamen bırakıyor. Veda edişi bile silik. Ne olduğunu tam olarak anlayamıyoruz, çünkü o tam anlamıyla siliniyor. Kaçmak istiyor, ama zaten nereye kaçarsa kaçsın her şey onun peşinden geliyor. Sonunda ne olduğunu bilmiyoruz: Öldü mü, kayboldu mu, başka bir yere mi gitti? Ama bildiğimiz tek şey, o zaten çoktan kaybolmuş biriydi. Herman için bir seçim yapmanın anlamı yoktu. Çünkü seçenekleri zaten birbirinden kötüydü. O zaman seçim yapmanın kime ne faydası olur ki?
Edebiyat
DüşmanlarIsaac Bashevis Singer · Altın Kitaplar · 197910 okunma
·
107 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.