Sadece kitabın ismine baktığımda, birbirine düşman birkaç kişinin mücadelesini okuyacağımı sanıyoruz. Ancak, durumun göründüğünden çok daha farklı olduğunu kısa bir süre sonra anlıyoruz. Bir de orijinal ismine bakalım: "Enemies, A Love Story"—"Düşmanlar, Bir Aşk Hikâyesi".
Görünürde aşk var, peki kime karşı? O zaman karakterlere bakalım. Kitapta üç kadın ve bir adam var. İlk bakışta, üç kadının bir adam için entrikalar çevirdiği bir hikâye gibi gelebilir. Belki pazarlama açısından böylesi daha ilgi çekici olurdu. Ama bu, eserin ruhuna ihanet etmek de olurdu. Çünkü kitap tam olarak bunun üzerine kurulu değil. Kitap, düşmanları tarafından kuşatılmış Herman’ın mutsuz hayat hikâyesi.
Herman Broder, Holokost’tan sağ çıkmış bir Yahudi. Ama savaştan sağ kurtulmak, hayatı yaşadığı anlamına gelmiyor. Geçmişi, korkuları ve yalanları arasında sıkışıp kalmış biri. Hayatındaki üç kadın da, aslında onun farklı yönlerini temsil ediyor. Herman, savaş sırasında onu saklayan Polonyalı hizmetçisi Yadwiga’ya minnet borcu duyduğu için onunla evlenmiş. Ama Yadwiga, ne yaparsa yapsın Herman tarafından sevilecek biri değil. Cahil, geleneksel, bakımsız ve hatta yer yer görgüsüz olduğu vurgulanan bu kadın, Herman için tüm sorumlulukları ve geçmişin ağırlığını simgeliyor. Sevmeden, sadece bir zorunluluk gibi onunla yaşamaya devam ediyor. Herman, Yadwiga’nın temsil ettiği yükten kaçmak için, tam zıttı bir kadına sığınıyor: Masha. Tutkulu, dengesiz, heyecanlı ve arzulu bir kadın. Tıpkı Herman gibi savaşın yaralarını taşıyor, bu yüzden onu en iyi anlayan kişi de o. Ama onu en çok incitebilecek kişi de o. Masha’nın şu cümlesi, aslında tüm insan doğasını özetliyor: "Hepimiz Nazi’yiz. Fırsat olsa Yahudiler de aynısını yapardı." Savaş, insanlara ne yaptırır? Masumiyet diye bir şey gerçekten var mı?